25 Haziran 2022 Cumartesi

Kadınların kabirleri ziyâret etmeleri ve cenaze namazına katılması tavsiye edilmez








"Allah Resulü (salat ve selam olsun) kabirleri ziyaret eden kadınlara, mezarları mescit edinenlere ve (orada) kandil yakanlara lanet etti." Ebu Davud, 3226; Tirmizi, 320; Nesai, cenaiz 104; ibn Mace, 1575

Kadınların ziyareti ihtilaflıdır. Hâzimi: «Bütün ulemâya göre bu hadîsdeki izin erkeklere mahsûstur.» demiştir. Ulemâdan bâzılarına göre kabir ziyareti yalnız kadınlara mekruhtur. Çünkü kadınların sabrı az, yaygarası çoktur. Ebû Dâvûd'un İbni Abbâs' dan rivayet ettiği bir hadîste Hz. İbni Abbâs Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kabirleri ziyaret edip, üzerlerine mescid yapan ve kandil yakan kadınlara lanet etti.» demiştir. Bu hadîsle istidlal eden bir cemâat: «Kabir ziyareti hakkındaki ibâha erkeklere mahsûstur; kadınlara kabir ziyareti caiz değildir.» demişlerdir. Kurtubî: «Genç kadınlara kabir ziyareti haramdır. Fakat ihtiyarlarına bu mubahtır. Erkeklerden ayrı çıkarlarsa, kabir ziyareti hepsine caiz olur.» demiştir.

“Islam âlimlerinin çoğu; kabir ziyareti önce herkese yasaktı, sonra buna müsaade edildi, ama yasak kadınlar için devam etti. "Lanet" haramlığı ifade eder. Binaenaleyh, kabir ziyareti herhalükarda kadınlar için haramdır, görüşündedirler.( bk. Hâfiz Ebûbekr el-Hâzimî, el-I`tibâr 100; Câ`beri, age 144; Ahmed el-Bennâ el- Fethurrahmanî VNI/162-163) Niçin kadınlara haramdır sorusuna da, çünkü onlar ağlar ve bağırır, çağırırlar, sabırsızlık gösterirler, diye cevap vermişlerdir. “

“kadınların kabir ziyaretlerinden doğacak zararlar; doğacak faydalardan genellikle çok fazla olabilmektedir. Öyleyse ihtiyatlı olan davranış kadınların kabir ziyaretine çıkmamalarıdır.”

Doğru olan görüşe göre kadınların kabirleri ziyâret etmeleri, zikredilen hadis gereği câiz değildir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sâbit olduğuna göre o, kabirleri ziyâret eden kadınlara lânet etmiştir.

Buna göre kadınların kabir ziyâretlerini terketmeleri gerekir. Bilmeyerek kabirleri ziyâret eden kadına herhangi bir günah yoktur, ancak bir daha bunu yapmamalıdır.Bir daha yaparsa, tevbe etmesi ve istiğfarda bulunması gerekir.Zirâ tevbe, tevbeden önceki günahları siler. Dolayısıyla kabir ziyâreti, erkeklere hastır.

Kabir ziyâreti hakkında Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Kabirleri ziyâret edin.Çünkü kabirleri ziyâret etmek, size âhireti hatırlatır." (İbn-i Mâce)

Kabir ziyâreti, İslâm'ın ilk yıllarında hem erkeklere, hem de kadınlara yasaklanmıştı. Çünkü müslümanlar, ölülere ibâdet etme ve ölülere bağlı kalma devrinden yeni çıkmışlardı. Bu sebeple müslümanlar, şerrin önüne set çekmek ve şirki önlemek için kabir ziyâretinden yasaklandılar. İslâm dîni onların kalplerine yerleşip İslâm'ı gereği gibi öğrendiklerinde, Allah Teâlâ onlara kabirleri ziyâret etmeyi meşrû kıldı. Çünkü kabir ziyâretinde, ölümü ve âhireti hatırlama ve ondan ibret alma, ölülere duâ etme ve onlara rahmet dileme vardır. İslâm âlimlerinin iki görüşünden en doğru olanına göre, Allah Teâlâ kabir ziyâretini sonra kadınlara yasaklamıştır. Çünkü kadınlar, erkekleri fitneye düşürebilir. Sabırlarının az oluşu ve tahammülsüz oluşları sebebiyle kendileri de fitneye düşebilirler. Kabir ziyâretini kadınlara haram kılması, Allah Teâlâ'nın onlara olan rahmet ve ihsanındandır.

Yine kabir ziyâreti, Allah Teâlâ'dan erkekler için bir lütuf ve ihsandır. Çünkü erkeklerle kadınların kabirlerin yanında bir araya gelmeleri, fitneye sebep olabilir. Allah Teâlâ'nın kadınları kabir ziyâretinden yasaklaması, Allah Teâlâ'nın bir rahmeti sayılır.

Hazret-i Peygamber, bir cenazede rastladığı hanım topluluğuna, “Sevap için geldiniz; günahla dönün!” buyurmuştu (İbni Mâce).

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zevcesi Aişe (Radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: Eğer Resûlullah, kadınların (süslenme, giyinme ve koku sürünmeden yana) ihdas ettiklerini görseydi, İsrail oğullarının kadınlarının men edildiği gibi onları mescide çıkmaktan men ederdi. (Senedde adı geçen) Yahya, Amrâ’ya; “İsrail oğullarının kadınları men edildiler mi idi?” dedim, O da “evet” cevabını verdi, demiştir.( Buhârî, ezan 163; Müslim, salât 144; Tirmizî, cum’a 35; Muvatta, kıble 15. Sünen-i Ebu Davud)

Ömer Bin Abdülaziz başka bir genelgesinde, ölüler için ağlayıp feryat etmeyi, kadınların cenazeleri takip etmesini ve tekrar yaşanmaya başlayan cahiliye adetlerini yasakladı. Kadınların tesettüre uymasını emretti. Valilerine gönderdiği mektubunda şöyle diyordu: "Emniyet görevlilerine söyle, gerek sokaklarda ve gerekse evlerde ölüler için kadınların feryat ederek ağlamalarına engel olsunlar. Allah, musibete uğrayanlara hem dünyada hem de ahirette mükafat vereceğini bildirmektedir. "Onlar ki bir musibete uğradıkları zaman biz (dünyada) Allah'ın (teslim olmuş kullarıyız) ve biz (ahirette de) ancak ona dönücüleriz diyenlerdir Işte Rabblerinden mağfiretler ve rahmet hep onların üzerindedir ve onlar doğru yola erdirilenlerin ta kendileridir" bakara suresi 156-157

İbni Münzir, İbni Mesud’un, İbni Ömer’in, Hazret-i Âişe’nin, Ebu Ümame’nin, kadınların cenaze iştiraklerini kerih gördüklerini rivayet etmiştir. Süfyan-i Sevri kadınların cenazeye iştirakini bidat addetmiştir. Ebu Hanife: “Kadınlara cenaze takibi uygun değildir” demiştir

(Ümmü Atıyye radıyallahü anhanın rivayeti şöyle: (Biz kadınlar, Resulullah tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk. Cenazeye ittibâ’, bizim üzerimize farz kılınmadı.) Bu hadisi, Buhari hayz bahsinde zikretmiştir.

Taberani’nin rivayetine göre, Ümmü Atıyye anlatır: "Resulullah Medine’ye hicret ettiğinde Medine kadınlarını bir evde topladı. Sonra Hz. Ömer’i bize gönderdi. Hz. Ömer, 'Ben Resulullahın size gönderdiği bir elçisiyim. Kadınların cenazeye çıkmasını nehyetti.' dedi."

Ümmi Atiye (Allah ondan razı olsun): "Biz (kadınlar) Resûlullah (salat ve selam olsun) tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk (yasaklandık.) Cenaze ittiba (takip etme) bizim üzerimize farz kılınmadı." Taberanî, Sahih-i Müslim, Cild 3, Hadîs No: 34 (938)

Ebu Ya’lâ’nın bildirdiği hadis-i şerifte, Hz. Enes demiştir ki: "Resulullah ile bir cenazeye gitmiştik. Resulullah (orada) gördüğü kadınlara sordu: - Cenazeyi omuzlar mısınız? - Hayır, omuzlamayız. - Ya ölüyü defneder misiniz? - Hayır. - Öyle ise hiçbir sevaba nail olmayarak evinize dönünüz, buyurdu."

İbnu Abbas (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!” Bunun üzerine bir adam kalkarak: “Ey Allah’ın Resülü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!” diye emretti.” Buhâri, Cezâu’s-Sayd 26, Cihâd 140

“Âilesinden başkaları (mahremi olmayanlar) arasında süslenip salınarak yürüyen kadının misali, kıyamet günü karanlığın misalidir. Onun için nûr ve aydınlık yoktur” buyurmuştur. (Tirmizî, Radâ‘, 13/1167)

Hz. Ali şöyle buyurmaktadır: “Kalın olan (vücudu göstermeyen) elbiseler giyin; zira elbisesi ince olanın dini de ince (gevşek) olur.”Bihar-ül Envar, C.79, S. 298

İmam Nevevi, "Kadın için ihtiyar da olsa evinden daha hayırlı bir yeri yoktur." derken, Abdullah bin Mes'ud (r.a) "Kadın avrettir. Onun Allah'a en yakın olduğu zaman, evinde bulunduğu zamandır." diyerek kadının mescidinin evi olduğuna işaret ederler.

Bir hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) kadının en faziletli namazının hangisi olduğunu şu şekilde ifade buyururlar: "Kadının evinin içinde kıldığı namaz, evinin avlusunda kıldığı namazdan daha efdaldir (daha faziletli, daha makbuldur.) Evinin avlusunda kıldığı namaz [mahalle] mescidinde kıldığı namazdan daha efdaldir. Evleri onlar için daha hayırlıdır." Mecmaü'l-Enhür, 1: 109.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da haramdır. Böyle çıkmalarına izin veren, razı olan ana babası, kocası veya kardeşi de, onun günahına ve azabına ortak olurlar. (Kimya-yı saadet)

“Genç kadın, yabancı erkeğe selam veremez ve aksıran erkeğe bir şey söylemez ve kendine söylenince de cevap vermez.” (Hamevi Eşbah şerhi)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: “Kokulandıktan sonra kokusunu hissettirmek için mescide çıkan kadının cünüplükten guslettiği gibi yıkanıncaya kadar namazı kabul olmaz.” Ahmed Müsned 2/444, Albânî Sahihu’l-Cami 2703

(Bir kadın güzel kokularla, namaz kılmak için mescide gelse, cünüplükten gusleder gibi, gusletmedikçe namazı kabul olmaz) [Nesâî]

"Kadınların şerlisi kendini beğenip kibirlenen ve (açılıp saçılarak) teberrüc yapanlardır. Onlar münafıktırlar. Bu yüzden kadınlardan cennete girecek olanlar ayağı sekili karga gibi azdır.” Sahih Beyhaki (7/82)

“Kadın imam olamaz. Şeriat kadına hayatın her faaliyet kapısını açık bırakmış, yalnız iki kapıyı kilitlemiştir: İmamlık ve kaza makamı… Mescit de kadına göre değil... Müsaadesi var ama ona ve cinsiyetine yakışan evi…” Necip Fazıl İman ve İslâm Atlası

“Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Ne de, kim olursa olsun, kadın. Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam!” Necip Fazıl

https://sorularlaislamiyet.com/kadinlarin-cenazeyle-kabre-gitmeleri-caiz-midir


Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin en tenha köşesidir

https://bunlaridusun.blogspot.com/2018/04/kadnlarn-en-hayrl-mescidleri-evlerinin.html

27 Aralık 2021 Pazartesi

Peygamberimizin Duaları Hadislerde Geçen Dualar





Elhamdülillahi Rabbil’âlemîn. Essalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedin ve Âlihî ve Sahbihî ecma’în.

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur ve -veya- şöyle dua etmiştir:

“Eğer siz Allah'tan hakkıyla korksaydınız, kendisiyle birlikte cehaletin yeri olmayan ilmi elbette ki tahsil ederdiniz. Şayet, siz Allah'ı layıkıyla bilmiş olsaydınız, anlasaydınız, dualarınızla dağlar yerinden oynardı.” (Suyuti, Cami’u’s-Sağir 5:319, H. No:7448)

"Dua, ibadettir", sonra şu ayeti okudu: "Rabbiniz: Bana dua edin ki size icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler var ya, alçalmış ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir" buyurmuşlardır" (Mümin, 60) Ebu Davud, Salat 358,

-(Kader, tedbirle, sakınmakla değişmez. Ama kabul olan dua, bela gelirken korur.) [Taberani]

- "Sizden birinizin duâsı acele etmediği ve duâ ettim fakat benim duâm kabul edilmedi demediği takdirde kabul edilecektir.” Buhârî, Deavat: 27

- "En faziletli zikir 'Lâ İlahe İllallâh', en faziletli duâ da 'Elhamdülillâh'dır." Tirmizî

"Allah'a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah celle şanuhu (bu inançla olmayan ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez." Tirmizi, Da'avat 66, (3474)

"Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmış demektir. Allah'a taleb edilen (dünyevi şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir." Ravi: İbnu Ömer, Hadis No: 1751-BUHARİ

"Nefislerinizin aleyhine dua etmeyin, çocuklarınızın aleyhine de dua etmeyin, hizmetçilerinizin aleyhine de dua etmeyin. Mallarınızın aleyhine de dua etmeyin. Ola ki, Allah’ın duaları kabul ettiği saate rast gelir de, istediğiniz kabul ediliverir.” Ebu Dâvud, Salât, 362, 1532

"Birbirinize, Allah'ın laneti, Allah'ın gadabı ve cehennem temennisiyle bedduada bulunmayın." (Ebu Davud, Edeb 53, (4906); Tirmizî, Birr 48, (1977)

“Birbirinize Müslümanlığı öğretin. Emr-i marufu (İyiliği emretmek, Kötülüğü yasaklamak.) bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.” (Bezzar)

"Sıkıntılı ve ızdıraplı anlarda duâsının Allah tarafından kabul edilmesi her kimi sevindirirse bolluk ve rahat zamanlarında duâsını çoğaltsın." Tirmizî

“Allâh’ın her günü iki melek iner. Bunlardan biri: – Allâh’ım! Malını verene yenisini ver! diye duâ eder. Diğeri de: – Allahım! Cimrilik edenin malını yok et! diye bedduâ eder. ” [Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57]

"Bir kul yemek yer, yahut bir şey içer de "elhamdülillah" derse, ALLAH ondan razı olur ve geçmiş günahlarını affeder."[Müslim; Zikr 89, Tirmizi; Daavât 56]

"Hasta veya ölünün başında bulunduğunuz zaman güzel sözler söyleyiniz. Zira melekler sizin dualarınıza âmin derler." Riyazü's Salihin, 922 Müslim, Cenâiz 6. Ebû Dâvûd, Cenâiz 15; Tirmizî, Cenâiz 7

“Bir Müslüman, yanında bulunmayan bir din kardeşi için dua ederse, mutlaka melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder.” (Müslim, Zikir 86; Ebû Dâvûd, Vitir 29)

"İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat." Müslim, Vasiyyet 14 Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm

"Kul, duâ ettiğinde üç şeyden biri muhakkak verilir: Ya günahı affolur; ya hayrı çoğalır; ya da işlenmiş amel ecri alır." RAMUZ’UL EHADİS (C. 1,S. 104/8)

"Dünyada duası kabul olup isteklerine kavuşanlar, duasının karşılığı dünyada değil de, âhirette verilenleri görünce, keşke, bize de dualarımızın karşılığı dünyada verilmeseydi de, biz de bunlar gibi büyük nimetlere kavuşsaydık diyeceklerdir." [Deylemî, Hâkim]

“Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah duası mizânı, sübhânellah ve elhamdülillah sözleri ise yer ile gökler arasını sevap ile doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır. Kur’an senin ya lehinde ya da aleyhinde delildir. Herkes sabahtan (pazara çıkar) nefsini satar; kimi onu âzâd kimi de helâk eder.” Müslim,Tahâret 1. Ayrıca bk.Tirmizî, Daavât 86

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) yatarken “Âyet’el-Kürsî (Bakara Sûresi 255)” okuyan kişi için, Allah’ın sabaha kadar bir muhafız görevlendirdiğini, onu tehlikelerden emin kıldığını ve ona şeytanın yaklaşamayacağını bildirmiştir. (Buhârî, Vekâlet, 10)

"Kim sıkıntı anında ayetelkürsi (bakara 255) ve amenerrasulü (bakara 285-286) okursa, Aziz ve Celil olan Allah ona yardım eder." İbn Sünni, 346

"Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar" Müslim, Müsafirin 212

Balığın karnında iken, ZünNün'un yaptığı dua şu idi: "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü mine'z-zâlimin" (Allahım! Senden başka ilâh yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim.) Bununla dua edip de icâbet görmeyen yoktur. Tirmizi, Daavât 85

“Dâvûd aleyhisselâm şöyle dua ederdi: Allahım! Senden; seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allahım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli kıl!” Tirmizî, Daavât 73

"Allah'ım! Bana öğrettiğin ilimle beni faydalandır, bana fayda verecek ilmi bana öğret ve benim ilmimi artır. Her hâl üzere Allah'a hamd olsun. Cehennem ehlinin hâlinden Allah'a sığınırım." Tirmizi, De'avat, 130

"Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin" Tirmizi, Da'avat,149

" Seyyidül İstiğfar Duası " -Şeddad bin Evs’den -radıyallahu anh- rivayete göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:“İstiğfârın en üstünü kulun şöyle demesidir: "Allahumme ente Rabbi la ilahe illa ente halekteni ve ena abduke ve ena ala ahdike ve vadike mestatatu , euzu bike min şerri ma sana'tu , ebu'u leke binimetike aleyye ve ebu'u bizenbi feğfir li feinnehu la yeğfiruz'zunube illa ente" -(Yâ Allah! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ve ben îman ve ubûdiyyetimde gücüm yettiği kadar senin ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım: Ve senin bana ihsan ettiğin nimetleri ikrar ve i'tirâf ederim. Kendi kusur ve günâhlarımı da ikrar ve i'tirâf ederim. Yâ Rabb! Sen beni afv ü mağfiret eyle. Zîra senden başkası günâhları afv ü mağfiret edemez) Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur: “Her kim, bu Seyyidü’l-İstiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)

"Allahım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı taleb ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum. Allah'ım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan sana istiğfar ediyorum." Tirmizi, Da'avat, 22 (3404); Nesai, Sehv, 61

ALLAH’A SIĞINMA DUASI; “Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılığın getirdiği tâkatsizlik ve bunaklıktan, kasvetten (katı kalplilikten), gafletten, yokluktan, zilletten, mal ve hayır azlığından, meskenetten (kötü hâlden) Sana sığınırım. Nefsin doymak bilmeyen ihtiyaç hissinden, küfürden, fâsıklıktan, hakka muhâlefetten ve ayrılıktan, nifaktan, süm’adan (amelleri insanların duyması için yapmaktan), riyâdan Sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, barastan ve her türlü kötü ve müzmin hastalıklardan Sana sığınırım.” (Buhâri, Tefsir, 16/1; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1489; Hâkim, el-Müstedrek, I, 712/1944)

“Allah’ım! Beni, iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında ise hemen hatasını anlayıp istiğfâr eden kullarından eyle!” (İbn-i Mâce, Edeb, 57; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 1462)

“Allah Teâlâ kimin hayrını murâd ederse onları ona öğretir, sonra ebediyyen unutturmaz.” buyurdu ve şu duâları tavsiye ettiler… ”Allah’ım! Ben zayıfım, zaafımı Sen’in rızâ-yı şerîfini kazanma husûsunda kuvvetlendir. Nâsiyemden tutarak beni hayra sevkeyle! İslâm’ı rızâmın en son noktası kıl! Allah’ım! Ben zayıfım, beni kuvvetlendir; insanlar arasında küçük görülüyorum, beni izzet sâhibi kıl! Ben muhtâcım, beni rızıklandır.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, no: 2882; Hâkim, el-Müstedrek, I, 708/1931)

“Allah’ım! Kalplerimizi birleştir, aramızı ıslah et, bize kurtuluş yollarını göster, bizi karanlıklardan aydınlığa çıkar, bizi açık ve gizli tüm türlü çirkinliklerden uzaklaştır. Bize kulaklarımızı, gözlerimizi, kalplerimizi, eşlerimizi ve neslimizi mübarek eyle. Tövbelerimizi kabul eyle, şüphesiz ki sen tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametlisin. Bizi nimetlerine şükredenler, nimetlerinle seni övenler, verdiğin nimetleri kabul edenler eyle ve bize nimetlerin devamını ihsan eyle.” (Ebû Davûd, Salât, 182, Hâkim, De’avât, No;977)

“Allahım! Günahımı, bilgisizliğimi, her işimde israfımı ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı mağfiret eyle. Allahım! Ciddi hâlimi, şakamı, hatamı ve bilerek işlediğimi affeyle. Bunların hepsi bende vardır. Allahım! evvelden yaptığım, sonradan yapacağım, gizlediğim, açığa vurduğum ve benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı mağfiret eyle. Öne geçiren ancak sensin. Geriye bırakan da sensin ve sen her şeye kadirsin. KAYNAK: Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4896

(Yatağa girince 3 defa Estağfirullah el azim ellezi lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyum ve etubü ileyh okuyan kimsenin günahları, deniz köpüğü kadar pek çok olsa da, affolur.) anlamı: "Kendisinden başka ilâh bulunmayan, ebedî hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim’" [Tirmizi]

"Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber" demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir." Anlamı: "Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür."(Müslim)

"Kim sabaha erdiği zaman: "Allahım, benimle veya mahlukatından herhangi biriyle hangi nimet sabaha ermişse bu sendendir. Sen birsin, ortağın yoktur, hamdler sanadır, şükür sanadır" derse, o günkü şükür borcunu ödemiştir. Kim de aynı şeyler akşama erince söylerse o da o geceki şükür borcunu eda eder". Ebu Davud, Edeb 110, (5073)

“Evinden çıkınca kim: ('Bismillâh, tevekkeltü alâllâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.')“Allah'ın adıyla, Allah'a tevekkül ettim, güç kuvvet Allah'tandır.” derse kendisine: “İşine bak, sana hidâyet verildi, kifâyet edildi ve korundun da” denir, ondan şeytan yüz çevirir.” [Tirmizi, Daavât, 34, (3422)]

"Allah'ım! Aczden, tembellikten, korkaklıktan, düşkünlük derecesine varan ihtiyarlıktan, cimrilikten sana sığınırım. Keza, kabir azabından sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım." Buhari, Da'avat 38, 40, 42, Cihad 25, Müslim, Zikr 52, (2706)

Rasûlullah’ın (salat ve selam olsun) devam edip terk etmediği dualar vardır ki, şu dua onlardandır: “Allah’ım! Gam ve kederden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borçtan ve insanların zulümlerinden Sana sığınırım.” Tirmizî, Daavât 75; Buhârî, Daavât 36

“Allah katında, kulun şöyle demesinden daha sevimli bir dua yoktur:''Allah'ım! Ümmet-i Muhammed'e umumi bir rahmet ile merhamet eyle!" (Ali el-Müttakî, no: 3212, 3702)

“Kim bir yerde konakladığı zaman şu duayı okursa, oradan ayrılıncaya kadar ona hiçbir şey zarar vermez: «Eûzü bikelimâtillahi’ttâmmâti min şerri mâ halâka». (Allah’ın eksiksiz, mükemmel kelimeleri ile, yarattıklarının şerrinden Allah’a sığınıyorum.)” [Müslim, 54, (2708); Muvatta, İsti'zân 34 (2, 978); Tirmizi, Daavât 41, (3433)]

Resulullah (salat ve selam olsun) gök gürleyip, şimşek çakınca şu duayı okurdu: "Allah'ım bizi gadabınla öldürme, azabınla da helak etme, bu (azabı)ndan önce bize afiyet (içinde ölüm) ver." Tirmizi, Da'avat 51, (3446)

- "Küfür ve dalâletten başka her türlü hal için Allah’a hamd olsun." Tirmizî, Deavât: 45

- Allah'ım, kötü huylardan, kötü işlerden, kötü arzulardan ve kötü hastalıklardan Sana sığınırım. Ebu Davud Daavat 126

"Allah’ım, huşû duymaz bir kalbten sana sığınırım, Dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım, Doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, Bu dört şeyden sana sığınırım.” [Tirmizî, Da’avât 69, (3478); Nesâî, İstiâze 2, (8, 255).]

"Geceleyin yatağına uzandığında "kâfırûn" sûresini oku. Sonra bir şey konuşmadan uyu. Şüphesiz bu, şirkten kurtuluştur." (Ebû Davud16/5055, Tirmizi, İbn Mâce, Deylemi)

"Resulullah aleyhissalâtu ve selâm yatağına girdiği zaman şu duayı okurdu: "Bize yedirip içiren, ihtiyaçlarımızı görüp bizi barındıran AIIah'a hamdolsun. İhtiyacını görecek, barınak verecek kimsesi olmayan niceleri var!" Müslim, Zikr 64, (2715)

‘Ey büyük (Allah)! Ey büyük (Allah)! Benim ilâhım ancak Sensin. Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Benim için büyük günahlarımı bağışla, zira şu muhakkak ki büyük günahı (Senin gibi) Büyükten başkası mağfiret edemez’ derse, mutlaka annesinin, kendisini doğurduğu gündeki gibi günahlarından sıyrılır. Bunu çocuklarınıza öğretin, zira muhakkak bu, Allâh-u Te’âlâ’nın ve Rasûlü’ nün sevdiği bir kelimedir. Allâh-u Te’âlâ bununla (dua edenin) dünya ve âhiret işlerini yoluna koyar.” (İbni Asâkir; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-ummâl)

Ey insanlar! Duada cehd etmeyi sever misiniz? Öyle ise, “Allahümme e'innâ alâ şükrike ve zikrike ve hüsnü ibâdetike.” (Allah'ım verdiğin nimete şükretmemiz, Seni zikretmemiz ve Sana güzelce ibadet edebilmemiz için bize yardım et) deyiniz. Ramuz El-Ehadis Sayfa: 11 / No: 10

Hz. Peygamber (sav) geceleyin uyanınca şu duayı okurdu: “ALLAH'ım! Seni hamdinle tenzih ederim, Senden başka ilah yoktur. Günahım için affını dilerim, rahmetini taleb ederim. ALLAH'ım ilmimi artır, bana hidayet verdikten sonra kalbimi saptırma. Katından bana rahmet lutfet. Sen lutf edenlerin en cömerdisin.” (Ebu Davud, Edeb 108)

Hz. Ali (ra)'nin anlattığına göre, bir mükateb ona gelerek: “Kitabet borcumu ödemekten aciz kaldım, bana yardım et” dedi. Ona şu cevabı verdi: “Sana, Resulullah (sav)'ın bana öğretmiş bulunduğu bir duayı öğreteyim. (Onu okuduğun takdirde) Sıyr dağı kadar borcun da olsa, ALLAH onu sana bedel öder. Şöyle diyeceksin:" “ALLAH'ım, yeterince helalinden vererek beni haramından koru. Lütfunla ver, başkasına muhtaç etme.” (Tirmizi, Da'avât 121)

“Bir gün, Halid İbnu Velid el-Mahzumi (ra): 'Ey ALLAH'ın Resulü, bu gece hiç uyuyamadım.' diye Hz. Peygamber (sav)'e yakındı. Resulullah (sav) ona şu tavsiyede bulundu: “ Yatağına girdin mi şu duayı oku: “Ey yedi kat semanın ve onların gölgelediklerinin Rabbi, ey Arzların ve onların taşıdıklarının Rabbi, ey şeytanların ve onların azdırdıklarının Rabbi! Bütün bu mahlukatının şerrine karşı, bana himyekâr ol! Ol ki hiç birisi, üzerime ani çullanmasın, saldırmasın. Senin koruduğun aziz olur. Senin övgün yücedir, senden başka ilah da yoktur, ilah olarak sadece sen varsın.”(Tirmizi, Da'avât 96)

Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: "Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz" Tirmizi daavat 122

"Sizden birine gam veya keder isabet ettiğinde şöyle desin: "Allah, Allahü Rabbî, lâ üşriku bihî şey'en. Allah, Allahü Rabbî, lâ üşriku bihî şey'en. (Allah, Allah Rabbimdir. Ona hiçbir şeyi ortak koşmam.)" Ramuz el e-hadis, 31. sayfa

Hz Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi: "Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu annî. (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet)" Tirmizî, Da'avât 89, 3508

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Cüzzamdan, barastan (alaten), delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım." Ebu Davud, Salat 367, (1554)

"Düşman size gece baskını yaparsa "Ha-mim La yunsarün (düşmanlar galip gelemezler.) deyin." Tirmizi, Cihad 11; Ebu Davud, Cihad 78

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp: −‘Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz. Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!’ buyurdu. Sonra da: −‘Ey Kitabı indiren, ey bulutları yürüten, ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et, bize zafer ver’ diye dua etti.” Buhari 2772, 2820, Müslim 1742/20

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birçok dua okudu, fakat biz ondan hiçbir şey ezberleyemedik. Bunun üzerine: – Yâ Resûlallah! Pek çok dua okudun, biz onları ezberleyemedik, dedik. O zaman Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu: – “O duaların hepsini içine alan bir duayı size öğreteyim mi? Şöyle deyiniz: Türkçe Okunuşu: “Allâhümme innî es’elüke min hayri mâ seeleke minhü nebiyyüke Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem. Ve neûzü bike min şerri mesteâzeke minhü nebiyyüke Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem. Ve ente’l–müsteân, ve aleyke’l–belâğ, ve lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” Anlamı: “Allahım! Peygamber’in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in senden dilediği hayırları ben de dilerim. Peygamber’in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sana sığındığı şerlerden biz de sana sığınırız. Yardım ancak senden beklenir. İnsanı dünya ve âhirette muradına ulaştıracak sensin. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.” (Tirmizî, Daavât 89)

“İlahi! İyilikleri yalnız Sen verirsin, kötülükleri de ancak Sen def’ edersin. Fenalıktan korunmak, taat ve iyiliklere kudret, yalnız Sen’in tevfik ve inayetinledir.” Riyazü’s-Salihin 1709. Hadis

"Ya Rabbi! Her şeyi kuşatan rahmetinin hakkı için beni af ve mağfiret eyle." İbni Mace, Sıyam 48

Ebu Bekir es-Sıddık (Allah ondan razı olsun) bir gün Peygamberimize (salat ve selam olsun) gelerek: "-Ya Rasûlallah! Bana bazı mübarek kelimeler öğretseniz de onları sabah-akşam okusam" dedi. Allah Rasûlü de: "-«Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen alemleri yaratan Allah'ım! Ey her şeyin Rabbi ve sahibi! Sen'den başka ilah bulunmadığına kesinlikle şehadet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah'a şirk koşmaya davet etmesinden Sana sığınırım» diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağına girdiğin zaman söyle!" buyurdular. (Ebû Dayûd, Edeb 100-101/5067; Tirmizi, Deavat 14/3392)

Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız Sen’sin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet et! Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız Sen’sin! Buhârî, Ezân 149, Deavât 17, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 48)

"Amel sayfasının kendisini sevindirmesini isteyen kimse çokça istiğfar (estağfirullah) etsin." Beyhaki

"Allah’ım kullarını mahşerde topladığın veya mahşerde kaldırdığın gün beni azabından koru.” (Müsned: 22160) Tirmizi, Deavat, 18

"Allah’ım! Dalalete (sapıklığa) düşmekten veya (başkalarını) dalalete düşürmekten, hataya düşmekten veya (başkasını) hataya düşürmekten, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya cahillikle karşılaşmaktan, sana sığınırım." Ebû Dâvûd (Edeb 112)

“Allahım bizi bağışla, bize merhamet et, bizden razı ol ve yaptıklarımızı kabul eyle. Bizi cehennemden kurtararak cennete sok. tüm işlerimizi ıslah et.” ebu davud, 5230

Allahım! Bütün işlerimin başı olan dinim konusunda hataya düşmekten beni koru! Yaşadığım şu dünyadaki işlerimin yolunda gitmesini sağla! Dönüp varacağım âhiretimi kazanmama yardım et! Hayatım boyunca daha çok hayır yapmama imkân ver! Her türlü kötülükten kurtulmamı sağlayacak bir ölüm nasip et!” (Müslim, Zikir 71)

“Biz, Resulullah (s.a.v.)’in yanında bulunuyorduk. Bize: ‘Sizden birisi her gün bin sevap kazanmaktan aciz midir?’ dedi. Birlikte oturduğu kimselerden biri, Resulullah (s.a.v.)’e: ‘Bizden birisi bin sevap nasıl kazanır?’ diye sordu. Resulullah (s.a.v.): ‘Yüz defa «subhânallah» diye tesbih eder ve ona bin sevap yazılır veya o kimsenin bin günahı silinir.’ buyurdu.”[Müslim, Zikr 37 (2698)]

Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "İki kelime vardır, bunlar dile hafif, terazide ağır, Rahmâna da sevgilidirler: “Sübhânallahi ve bihamdihi, Sübhânallâhi'l-azim” (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, yüce Allah’ım seni tenzih ederim) kelimeleridir" Buhâri, Daavât 65

Kim de bir günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihi.' derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar (çok) olsa bile." [Buhârî, Daavât 54

“La ilahe illallahu, Vahdehu, La Şerike leh, Lehül Mülkü, ve Lehül Hamdü,Yuhyi ve Yümit, ve Hüve ala külli Şey’in Kadir” 'Allah'tan hiç bir ilâh yoktur. O, tektir; ortağı yoktur; mülk O'na aittir; hamd O'na mahsustur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir." Tırmizî, De'avât:63, no:3474

"Yemeğe başlarken Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin. Başında besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillâhi alâ evvelihi ve ahirihi” (başında sonunda bismillah) desin." [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]

Rızka kavuşan çok "Elhamdülillah" desin. Rızkı azalan çok istiğfar (estağfirullah) etsin. Üzülüp sıkılan, "la havle vela kuvvete illa billah"(Güç ve Kuvvet Sadece Allah’ın Yardımıyla Elde Edilir) desin. [Beyheki, Hatib]

Enes (Allah ondan razı olsun) Peygamber (salat ve selam olsun) ile birlikte mescidde otururken bir adam da namaz kılıyordu. (Bitirdikten) sonra bu adam: "Allah'ım! Senden dilerim ki hamd sanadır. Senden başka ilah yoktur. Sen birsin. Senin hiçbir ortağın yoktur. Sen, minnet ve atası çok, gökleri ve yeri örneksiz yaratan bir Zat'sın ; Ey celal ve ikram sahibi! Ey devamlı hayat sahibi, Ey kendi kendine kaaim olan zat" diye dua etti. Bunun üzerine Peygamber (salat ve selam olsun): "Yemin ederim ki, bu adam Allah'ın o büyük ismi ile dua etti ki, bu isim ile kendisine dua edildiği zaman kabul eder, birşey istenildiği vakit de verir." buyurdu Ebu Davud, Tirmizi

(Bir kimse, kavuştuğu nimeti her hatırlayışta, Allah'a şükrederse, Allahü teâlâ da, onun her şükrüne karşı yeniden sevab verir. Kim de başına gelen musibeti her hatırlayışta, "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" (Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz) derse, Allahü teâlâ da her seferinde onun sevabını artırır.) [Tirmizi]

"Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz, lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh lehü'l mülkü ve lehü'l hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'na aittir. O, herşeye kâdirdir) sözüdür." [Muvatta, Kur'ân 32, (1, 214, 215); Tirmizî, Da'avât 133, (3579)]

- "Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl" (Tirmizi, Kader 7)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefatından önce sık sık: “Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh. Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim.” (Buharî, Ezan 123, 139; Müslim, Salat 218-220)

"Yâsin, Kurân'ın kalbidir. Allah'ı ve ahiret gününü arzu ederek Yâsin okuyan kimsenin geçmiş günahı affedilir. Onu ölülerinize okuyunuz." (Ebû Davud Cenâiz 20; İbn Mace, Cenâiz 4; İbn Hanbel, Müsned V, 26, 27)

“Allah’ım ölümün şiddet ve sıkıntılarına karşı bana yardım et” Tirmizî, Cenâiz 7. İbni Mâce, Cenâiz 64

"Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmesin. Mutlaka bunu yapmak mecburiyetini hissederse, bari şöyle söylesin: "Rabbim, hakkımda hayat hayırlı ise yaşat, ölüm hayırlı ise canımı al!" Buhari, Merda 19, Da'avat 30

ezan duası Okunuşu: “Allahumme Rabbe hezihi’d-da’veti’t-tâmme. Vesselatil kâimeti âti Muhammedenil vesilete vel fazîlete vebashu makâmen Mahmudenillezi veadteh.” Anlamı: «Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın Rabbi! Hazret-i Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-’a Vesîle’yi ve fazîleti ver. O’nu va’dettiğin Makâm-ı Mahmûd’a ulaştır!» derse, ona kıyâmet günü mutlakâ şefaat ederim.” (Buhârî, Ezân, 8; Ebû Dâvûd, Salât, 37/529)

“Yâ Rabb! Ben hangi bir mü’mine onu üzecek ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem kıyamet gününde o sözü onun için Sana kurbiyyet eyle; yani o sözden müteessir olduğu kadar onu sana yaklaştır.” (Buhârî, Deavât, 34)

“Allahım! Cehennem fitnesinden, cehennem azâbından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitir 32; Tirmizî, Daavât 77)

“Allah’ım! Kabir azâbından sana sığınırım. Cehennem azâbından Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Deccâlin fitnelerinden sana sığınırım.” (Buhârî, Ezan, 149)

"Resulullah (aleyhissalatu vesselam), bir adamın şöyle söylediğini işitti: "Allah'ım, şehadet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın, birsin, samedsin (hiçbir şeye ihtiyacın yok, her şey sana muhtaç), doğurmadın, doğmadın, bir eşin ve benzerin yoktur." Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) buyurdular: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a yemin olsun, bu kimse, Allah'tan İsm-i Azàmı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i Azamla dua ederse Allah ona icabet eder, kim onunla talepde bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir. " Kaynak: Tirmizi, Daavat 65, (3471); Ebû Davud, Salat 358, (1493).

İbnu Ömer (radyallahu anhuma) anlatıyor: "Biz, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte namaz kılarken, cemaatten biri aniden: "Allahu ekber kebira, velhamdü lillahi kesira, subhanallahi bükraten ve asila (Allah, büyükte büyüktür, Allah'a hamdimiz çoktur, sabah akşam tesbihimiz Allah'adır!" dedi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) efendimiz: "Bu sözleri kim söyledi?" diye sordu. Söyleyen adam: "Ben, ey Allah'ın Resûlü" dedi. Resûlullah (aleyhissalatu vesellam) efendimiz:" "O sözler hoşuma gitti. Sema kapıları onlara açıldı" buyurdu. İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) der ki: "Söylediği günden beri o zikri okumayı hiç terketmedim." Nesai, bir rivayette şu ziyadede bulunmuştur: "On iki adet meleğin, bu sözleri (yükseltmek üzere) koşuştuklarını gördüm." Kaynak: Müslim, Mesacid 150, (601); Tirmizi, Daavat 137, (3586);

"Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) selam verip (namazdan çıkınca) üç kere istiğfarda bulunup: "Allahümme entes-selam ve minke's-seIam tebarekte ve tealeyte ya ze'l-celali ve'I-ikram. (Allahım sen selamsın. Selàmet de sendendir. Ey celal ve ikram sahibi sen münezzehsin, sen yücesin)" derdi." Kaynak: Müslim, Mesacid 135, (591); Tirmizi, Salat 224, (300); Ebu Davud, Salat 360 (1513); Nesai, Sehv 80, (3, 68).

Türkçe Okunuşu: "Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Arş-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdı Rabbül’Arş-il-kerîm." Anlamı: "Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) üzüntü sırasında şu duayı okurdu: "Halim ve azim. olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arş'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur. Kıymetli Arş'ın Rabbi, arzın Rabbi, Semavat'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur." Kaynak: Buhari, Daavat 27, Tevhid 22, 23; Müslim, Zikr 83, (2730);

“Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim. (Rızânı) isteyerek, (azâbından) korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.” Buhârî, Vudû 75, Daavât 6;

Peygamberimizin (salat ve selam olsun) Taif Duası; “Ya Rabbi! Kuvvet ve kudretimin en zayıf hâliyle, elimdeki çare ve vasıtaların en basitiyle, insanların gözünde ifade ettiğim değersizliğimle Sana yalvarıyor, Sana sığınıyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zulme uğramış tüm mazlumların Rabbisin. Sen benim de Rabbimsin. Beni kimlerin eline bırakıyorsun? Bana kaba ve sert davranan bir yabancıya mı, yoksa bana üstün kılacağın bir düşmana mı? Eğer Sen bana dargın değilsen, başıma gelen eziyet ve işkencelere aldırmam. Ancak Senden gelecek bir himaye ve koruma çok daha hoştur. Öfke ve gazabına uğramaktan; karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini düzene koyan Zâtının nuruna sığınırım! Sadece Sana sığınır ve Senin rızanı dilerim. Senden başka kuvvet ve kudret yoktur!” İbn Hişam, es-Sîre, II, 61-62;

“Ey ihsanı ebedi olan. ey ihsanı her türlü ihsanın üzerinde olan. Ey dünya ve ahiretin sahibi, Ey Hayy ve Kayyum. Ey hiçbir şeyin aciz bırakamayacağı ve azamette kendisiyle boy ölçüşemeyeceği zat. Hem bu düşmanlarımızın hem de diğerlerinin karşısında bize yardım et. Umumi bir afiyet ve selamet içerisinde kısa zamanda bizi onlara galip kıl.” Müslim, 2696

“Ey Allah'ım! Sen benim Rabb'imsin! Senden başka ilah yoktur. Ben sadece sana dayanıp güvendim. Sen yüce arşın sahibisin! Allah neyi dilerse o olur; dilemedikleri ise olmaz. Günahlardan dönüp ibadetlere yöneliş ancak yüce ve büyük olan Allah'ın kuvvet ve kudretiyledir. Ben biliyorum ki Allah'ın her şeye gücü yeter ve O'nun ilmi her şeyi kapsamaktadır. Ey Allah'ım! Ben nefsimin şerrinden sana sığınıyorum. Ayrıca perçemleri senin elinde olan diğer bütün canlılardan da sana sığınıyorum. Şüphe yoktur ki benim Rabb'im dosdoğru bir yol üzerindedir." (Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat, hadis no: 344)

“–«Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allah’ım! Ey her şeyin Rabbi ve sâhibi! Sen’den başka ilâh bulunmadığına kesinlikle şehâdet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya dâvet etmesinden Sana sığınırım» diye duâ et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağına girdiğin zaman söyle!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb 100-101/5067

Osman İbnu Ebi'l-As radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâma Müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: 'Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku!' buyurdu. Dua şu idi: Üç kere, 'Bismillah'tan sonra yedi kere, 'Eûzü bi-izzetillahi ve kudretihi min şerri mâ ecidu ve uhâziru.'/ 'Bedenimde çekmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum.' diyecektim. Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâla Hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım." (Müslim, Selam 67;

Allah'ım! Benim dayanağım ve yardımcım sadece sensin. Senin sayende hareket ediyorum; senin yardımın sayesinde düşmana hücum ediyorum; senin verdiğin güç ve kuvvet sayesinde düşmanla savaşıyorum." Ebû Dâvûd, Cihâd 90; Tirmizî, Da'avât 121

“Allah’ım! Senden, hayırlı işler yapmayı, kötü işleri bırakmayı ve yoksulları sevmeyi niyaz ederim. Bir kavme karşı fitne murat ettiğin zaman, Beni o fitneye uğratmadan, yanına al!” (Mâlik, Muvattâ, Kur’ân 40, s. 218.)

“Allah’ım! Bütün işlerde akıbetimizi hayır eyle (veya, hayra çevir). Bizi dünyanın rezilliğinden ve ahiret azabından koru.” (Kenzu’l-ummal, h. No: 3624.)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu duaları yapmadan önce bir meclisten kalktığı pek az olurdu: “Allahım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi, cennetine ulaştıracak kadar tâatini nasib eyle. Dünya musîbetlerini hafifletecek güçlü iman ver. Allahım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimizde musîbete uğratma. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve gayemiz, ilmimizin sonu kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme.” Tirmizî, Daavât 80

"Ey Allah'ım! Nefsimi sen yarattın, onu öldürecek de sensin. Onun ölümü ve dirimi sana âittir. Eğer onu diriltirsen onu muhafaza buyur, eğer öldürürsen onu mağfiret eyle! Allah'ım! Senden âfiyet talep ediyorum." Müslim, zikr, 60

“Gazabından, azabından, kullarının şerrinden,şeytanların dürtmelerinden ve bana sokulmaya çalışmalarından Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.’ O zaman şeytanlar sana zarar vermez ve yaklaşmazlar.” (Tirmizî, De’avât, 94)

“lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh lehü'l mülkü ve lehü'l hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.” “el-hâmdü lillâhi ve Subhânallâhi vallâhu ekber, ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâh” “Allah’ım beni bağışla” (uykusu kaçan bu duayı yapabilir) (buhari, teheccüd, 21

"Allah’ım! Beni haramlarından uzaklaştır ve helal olana kanaat ettir. Lütfunla beni kimselere muhtaç etme.” (Tirmizi, Davaat, 110)

“Allah’ım! Ahlakın, işlerin ve arzuların çirkin ve kötü olanlarından sana sığınırım.” (Tirmizî, Deavât, 128)

“Allah’ım! Borç altında ezilmekten, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanları sevindirecek bir musibete düçar olmaktan Sana sığınırım.”( Ahmed, Müsned. )

“Allah’ım seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına ancak senin gerçek ilah olduğuna şâhidlik ederim. Senden bağışlanmayı ister tevbe eder sana yönelirim” (Müsned: 10012)

"Allah'ım, günahımı bağışla! Amelimdeki israfımı ve Benden daha iyi bildiğin kusurlarımı affet! Allah'ım! Ciddimi ve şakamı bağışla! Hatamı, kastımı da bağışla! Bunların hepsi Bende vardır. Allah'ım! Önceden yaptıklarımı ve sonraya bıraktıklarımı, gizlediklerimi ve açığa vurduklarımı, hakkımda Benden daha iyi bildiklerini de bağışla! el-Mukaddim (ilk varlık) da Sensin, el-Muahhir (son varlık) da Sensin. Senin her şeye gücün yeter." (Müslim, Zikr 70, s. 2087 ve Buhârî, Davât 60, VII,166).

“Allah'ım! Benim dayanağım ve yardımcım sadece sensin. Senin sayende hareket ediyorum; senin yardımın sayesinde düşmana hücum ediyorum; senin verdiğin güç ve kuvvet sayesinde düşmanla savaşıyorum." (Ebû Dâvûd, Cihâd 90; Tirmizî, Da'avât 121)

"Allahım senin korumanı onlara karşı siper ediniyoruz Onların şerlerinden sana sığınıyoruz Sen bizim mevlamızsın kafirlere karşı bize yardım et" Ebu Davud. Vitir 30

"Allahım kafirlerin zulmü altında ezilen, kurtulmaya çare bulamayan bütün müminleri kurtar." Buhari 1006

“Cebrâil, Mikâil ve İsrâfil’in Rabbi, göklerin ve yerin yaratanı, gizli ve âşikârı bilen Allahım! Ayrılığa düştükleri şeylerde kulların arasında sen hüküm verirsin.İhtilafa düşüldü-ğünde beni izninle hakka ulaştır.Şüphesiz, sen dilediğini doğru yola erdirirsin.” Müslim, (1/534).

“Allahım! Gayb ilmin ve yaratma kudretin ile hayatın benim için hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat. Ölümün benim için daha hayırlı olduğunu bildiğinde de beni vefat ettir.Allahım!Gizli ve âşikâr hallerimde senden hakkıyla korkmayı dilerim.Senden rıza ve öfke anında hak sözü söylemeyi dilerim. Zenginlik ve fakirlikte senden itidalli olmayı dilerim. Bitmeyen bir göz aydınlığı dilerim.Senden,kazaya rıza göstermeyi ve ölümden sonra kolay bir hayatı dilerim.Yüzüne bakmanın lezzetini, zarar verici bir hastalık ve saptırıcı bir fitneye uğramak-sızın sana kavuşmanın özlemini dilerim.Allahım!Bizi îmân zineti ile süsle ve bizi hidâyete ermiş, doğru yolun rehberleri kıl.” Nesâi, (4/54-55); Ahmed (4/364)

(Üç kere) “Rab olarak Allah’tan, dîn olarak İslam’dan, Peygamber olarak Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’den râzı oldum.” Ahmed (4/337), Nesâi,

“Yedi kat semânın, yüce arşın Rabbi, bizim Rabbimiz, her şeyin Rabbi, tane ve çekirdekleri yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Furkan’ı indiren Allahım! Alnından tuttuğun her şeyin şerrinden sana sığınırım.Allahım!Sen Evvel’sin,senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Âhir’sin, senden sonra hiçbir şey yoktur.Sen, Zahir’sin, senden üstte hiçbir şey yoktur.Sen Bâtın’sın, senden öte hiçbir şey yoktur.Bizden borcu gider ve bizi fakirlikten kurtarıp zenginleştir.” Müslim, (4/2084).

“Azîm ve Halîm olan Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.Yüce Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.Göklerin ve Kerîm Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.” Buhâri, (7/153), Müslim, (4/2092).

‘Rabbim! Beni bağışla ve tevbemi kabul et.Şüphesiz ki sen, tevbeleri çokça kabul eden ve çokça bağışlayansın.” Sahih-i Tirmizi (3/153)

“Ey is­mi gökyüzünde, emri hem gökte hem yerde yüce olan Rabbimiz! Gökteki rahmetin gibi yerde de rahmet kıl! Büyük günahlarımızı ve hatalarımızı bağışla! Sen iyilerin Rabbisin. Bu acıya, şifandan bir şifa, rahmetinden bir rahmet indir!" [Ebû Davud, 3892)

“Allahım, Senden bugünün hayrını, fethini, yardımını, nurunu, bereket ve hidayetini istiyor, bugünde ve bundan sonraki günlerde olanların şerrinden Sana sığınıyorum.” Ebi Davud, 5083

'Allah'ım! Sen benim gizlimi ve açığımı biliyorsun. Mazeretimi kabul et! Hâcetimi biliyorsun, dileğimi ver! İçimdekini de biliyorsun, günahımı bağışla! Allah'ım! Senden kalbimi dolduracak iman, sadık bir yakîn dilerim ki, böylece benim için yazıp takdir ettiğin şeyin isabet edeceğini bileyim. Benim için taksim ettiğin şeye de razı olayım.' Heysemî, Mecma' X, 183

“Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim." (Müslim, Zikir 72, Tirmizî, Daavât 72)

(“Hilim ve kerem sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Ulu arşın Rabbi Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım! Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini kazandıracak sebepleri, her çeşit iyiliği elde etmeyi ve her türlü günahtan kurtulmayı senden niyaz ediyorum. Affetmediğin hiçbir günâhımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileğimi kabul buyur!”) (Tirmizî, Salât, 236; İbn Mâce, İkâmet’u-Salat, 189)

“İzzeti ve celali ile salih amellerin tamamlandığı Allah’a hamdolsun.” Beyhaki, Esma ve sıfat

“Allah’ım ayıplarımızı ört ve korkularımızdan bizi emin kıl.” Bezzar, 3/577

"Allah'ın doksan dokuz ismi vardır, bunları öğrenip bunlara göre Allah'ı tanıyıp yaşayan ve bu imanla ölen kimse inşallah Cennete girer." (İbn-i Mâce, Duâ: 10) “Allah’ın 99 ismi vardır. Kim bunları sayarsa (ihsâ) Cennet’e girer.” (Tirmizî, De’avât, 83) Tirmizî, bu rivayetinde 99 ismi zikretmiştir. Bu isimler şunlardır: Allah, er-Rahmân, er-Rahîm, el-Melik, el-Kuddûs, esSelâm, el-Mü’min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr, elMütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri’, el-Musavvir, el-Gaffâr, elKahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd, el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, el-Basîr, es-Semi’, el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr, eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl, el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi’, el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd, el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy, el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, elHayy, el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir, el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli, el-Müteâlî, el-Berr, etTevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf, Mâlikü’l-Mülk, Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi’, el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni’, ed-Dârr, en-Nâfi’, en-Nûr, el-Hâdi, elBedî’, el-Bâkî, el-Vâris, er-Reşîd, es-Sabûr.

https://www.islamveihsan.com/hadislerde-gecen-dualar.html

https://www.islamveihsan.com/sikintidan-kurtulmak-icin-okunacak-dualar.html

https://hadisci.com/dua-hakkinda-hadisler-sayfa-2

şifa ayetleri https://ilahiogutler.blogspot.com/2020/03/sifa-ayetleri.html

Esmâül Hüsnâ Duâsı https://ilahiogutler.blogspot.com/2016/08/esmaul-husna-duas.html

Kuran'ı Kerim’deki Dua Ayetleri https://ilahiogutler.blogspot.com/2019/11/kuran-kerimde-dua-ayetleri.html


25 Kasım 2020 Çarşamba

6284 kadını korumuyor ve aileyi yıkıyor!









İddia edilenin aksine, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 öncesinde Kadın cinayetleri daha düşüktü! Şiddetin asıl sebebi: Boşanma evresi ve sonrası, yasa ve yargı yoluyla erkeğe uygulanan psikolojik şiddettir. islam'ın emrettiğini yasaklamak fitne üretir!


neden kadınlarla ilgili paylaşım yapıyorum!; kadın bozulunca toplum bozulur. onun için kadını bozmak için uğraşıyorlar. kadınların bozulmasının ilk nedeni erkeklerle çalışmaktır! #İstanbulSözleşmesiRezalettir Kadınların Çalışmasının Topluma Verdiği Zararlar! http://mustafa1senyurt.blogspot.com/2016/01/kadnlarn-calsmasnn-topluma-verdigi.html


İstanbul Sözleşmesi istismar ediyor!! Feminizmin amacı; Aileyi dağıtmak, Evliliği bitirmek, Cinsiyeti bozmak, Zinayı çeşitlendirip yaymaktır! islam'da kadın erkek eşit değildir! islam'da kadın kocasına (meşru işlerde) itaat ederse saliha kadın olur


KADIN'A ŞİDDETE KARŞIYSANIZ EĞER; önce ahlakı bozanlara engel olun. kadına şiddet varsa eğer; erkek yada kadın Allah'ın emirlerine tam uymuyor demektir. iki dünyada da mutlu olmak istiyorsanız. eşinizle birlikte Allah'ın emirlerine uyacağınıza söz verin


56 genelevinde 3000 kadın vizeli, 750 bin kadın evlerde satılıyor. pavyon ve barlarda 2 milyondan fazla kadın, 500 binden fazla kadın lüks otellerde zenginlere yem ediliyor. Hiç bunları sorun eden feminist kadem'ci gördünüz mü?! -alıntı-


işten çıkartılan kadın, 6 ay işsizlik maaşı aldıktan sonra maaşı kesiliyor. boşanan kadın 1 gün evlilik yapıp boşanmak istediğinde (zina yapsa bile) süresiz nafaka bağlanıyor. erkekler devletten daha mı zengin?!. ak parti isminden adalet'i çıkar!





kadın - erkek eşitse neden; - erkekler takı alıyor. - erkekler nafaka ödüyor. - erkekler askere gidiyor. - erkeklerden neden maddiyat bekleniyor - kadınlar niye trip atıyor. hadi feministler bunları da açıklayın!!!


MuHTEŞEM KANUNLARIMIZDAN; Asgari Ücretle Ev Geçindirelebileceğini Söylenmişken. Boşanma Davalarında 3200 TL den az Geliri Olan kadın. Tam Kusurlu da Olsa, (Zina da Yapsa), Zina da Yapsa, Kadına Süresiz Nafaka Bağlandığını BİLİYOR MUYDUNUZ ?! -alıntı-


islam'a göre boşanma oldu ise 4 aydan sonra verilen gönülsüz! nafaka haramdır . haksız yere boşanan kadın aldığı nafakanın hayrını görmez. ak parti diyanetin fetvasına niye uymuyor?!





6284 ve istanbul sözleşmesi kadını korumuyor ve aileyi yıkıyor!. kadın iftira atıyor onu kabul ediyorlar. kadın "pişman oldum" diyince kadının beyanı esas olmuyor! bu kanunlar kesinlikle art niyetli





Kadın haklarından bahsedenler kadını; Reklâmlarda “araç”. Podyumda “askı”. Meyhanede “masa”. Pazarlamada “kasa”. Siyasette “imaj”. Ticarette “aksesuar”. Televizyonda “reyting” olarak kullanıyor. Sonra, Kadın da özgürüm diye seviniyor.!-alıntı-


Ankara ve İstanbul Nasıl Kaybedildi?! GÖRÜN, duyun, anlayın ARTIK! 6284 Kadın Beyanı Esas Zulümleri ile. 2019 da 553 bin 463 .2017-2019 nisan ayına kadar 746 bin 336 erkeğe uzaklaştırma verilmiş. 9 yılda 3 milyon erkek evinden atılmıştır, Yakınları ile 5 Milyon kişidir. -alıntı-


Kadın çalışan sayısının artması; Erkek çalışan sayısının azalmasına. Erkek çalışan sayısının azalması; Aile'nin yıkılmasına. Ailenin yıkılması; Zina'nın artmasına. Zinanın artması; Ahlak'ın çöküşüne. Ahlakın çöküşü; İslam'ı yaşanmaz hale getiriyor.


1 milyon kadına iş verirseniz sadece 1 milyon insana aş vermiş olursunuz. Çalışan kadın işsiz erkekle yuva kurmaz .

Bir milyon erkeğe iş verirseniz dört milyon insana aş vermiş olursunuz İşi olan erkek işsiz hanımla evlenir 2 çocuk babası olur


Kadın erkek eşitse erkek kadına niye süresiz nafaka vermek zorunda? Kadın erkek eşitse kadının sözlü beyanı delil de erkeğin beyanı niçin delil değil? Kadın erkek eşitse kadına verilen dul maaşı erkeğe neden verilmiyor? Ak parti tezatlarla dolu…


Ak parti islam'ın yasaları dururken neden avrupa'nın yasalarının peşine düşüyor. islam'da kadının görevi evine, çocuklarına bakmaktır. ak parti "çalışan kadın sayısını arttıracağız" diyor . bu uygulama erkekleri işsiz bırakıyor. evlilik oranı düşüyor


GEZİcilerden yana tavır alan, İslama "koç" gibi saldıran baş kapitalistin İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN avukatlığını yapması göstermiştir ki; CİNSİYET EŞİTLİĞİYLE insanın kadın ve erkek olarak yaratılmasını inkar eden bu sözleşme SOROS'ların projesidir. İhsan Şenocak


LGBT'nin hem propagandisti hem de müdafii olan İstanbul Sözleşmesi'ni Kadın Haklarının hamisi olarak göstermek hem kadının baş müdafii olan İslam'ın kadına tayin ettiği hakları inkar etmek hem de bir kaç iyi davranışından dolayı bir katile methiyeler düzmek gibidir. İhsan Şenocak


Annelik ve kadın istihdamı birbirine zıttır. Biri ev içi, diğeri ev dışı ile ilgilidir İkisinden birini tercih etmeli. İkisi birden olsun denilemez Yoksa kadına iki kat yük yüklenmiş olur Prof. Dr. Orhan Çeker


Feminizm, "kadına şiddet" adı altında Kadın Erkek düşmanlığını tırmandırarak AİLE ve CİNSİYETİ tahrip etmeyi hedefliyor! Feminizm, Allah'ı reddediyor! Feminizm; NAMUSU ve AİLEYİ reddediyor! Feminizm; ZİNAYI ve SAPKIN ilişkileri teşvik ediyor -alıntı-


İslama uygun olmayan şekilde Çalışan kadın topluma zarar verir. Eğer evliyse 2 kat zarar verir. Hem çalışıyor hem evli hem çocuğu varsa 3 kat zarar verir. Hem çalışıyor hem çocuğu var hem boşanmış ise topluma 4 kat zarar verir. -alıntı-


Boşanmalar neden arttı: Aile mahkemesi hakimleri boşanma davalarında kadınlara düğünde takılan takıdan daha fazla takı takıyor. Tazminat, Nafaka, Düğünde takılan takı. Mal paylaşımı. Bu kadar kazanım elde edeceğini bilen kadın boşanır NET


6284 sonrası kışkırtılan binlerce kadın, eşi tarafından fiziksel şiddete maruz kalmadığı kocalarını evden attırmıştır. Polis zoru ile evinden atılan, uzaklaştırma alınan kocaların çoğu da karısının pişman olsa bile eve dönmeyip boşanmayı seçiyorlar


Kadın istihdamı adı altında anneleri evinden çıkaran teşvikler ailelere ve topluma zulümdür! Batı kanunları bizim örfümüze uygun değildir. Küffar kanunu ile islam toplumu yönetilemez! Bu halkı müslüman olan bir topluma en büyük zulümdür! -alıntı-


Kadın Zina yapar Nafaka Ödersin. Çocuğuna Şiddet uygular Nafaka Ödersin. Kusursuz sayılırsın Nafaka Ödersin. Kocayı döver Nafaka Ödersin. hasta olursun, işsiz kalırsın Yine Nafaka Ödersin ödeyemezsen hapse girersin. Bu Ülkede Erkeklerin hiçbir Hakkı Yok


Kadın-erkek olmadan insan, insan olmadan aile, aile olmadan millet, millet olmadan insanlık olmaz. Dolayısıyla cinsiyet eşitliğiyle insanın, ailenin, milletin, insanlığın imhası projesine dur demek için İstanbul Sözleşmesi iptal edilmeli. Bedri Gencer


14 yaşında kız yalan da olsa "tacize uğradım" dese beyanı kabul ediliyor. 14 yaşında kız "ben severek evlendim, eşimi ben ikna ettim" demesine rağmen "sen çocuksun beyanın esas değil, tacize uğradın" deniyor. Kadın beyanı neye göre değişiyor @Akparti


Bir kanun (İstanbul Sözleşmesi), kocasına uzaklaştırma verdirip evine dostunu alan kadına değil de kocasına ceza veriyorsa; evine oynaşını alıp zina eden kızına müdahale eden babaya ceza veriyorsa amacı kadını korumak değil, erkeği deyyus yapmaktır.


Dinimize, medeniyetimize; bizi biz yapan değerlere savaş açan, içinde Allah ve Resulü'nün lanetini mûcip nice maddeleri barındıran, kadını ilahlaştırıp, erkeği köleleştirmeyi hedefleyen eşcinsellik müdafaanamesi #istanbulsözleşmesinekarşıyız Ömer Faruk Korkmaz


İstanbul sözleşmesi madde 48: "Eşler arası uyuşmazlıklarda, arabuluculuk yapmak isteyeni devlet engeller"*... Kuranı kerim nisa suresi 35. ayet: "Eğer evli bir çift arasında anlaşmazlık doğmasından korkarsanız, arayı düzeltmek için erkeğin ve kadının ailelerinden hakem tayin edin."


Yusuf aleyhisselam "kadının beyanı esas" alınarak hapse atılmıştı. Hâlbuki Hz Yusuf masum, Züleyha suçluydu. Cenabı Hak bize peygamberi ile doğru yolu gösteriyor. 21. Yüzyıl Türkiye'sinde nice gömleği arkadan yırtılan iffet sahibi erkekler, kadının beyanı ile hapishanededir -alıntı-


Eşlerini aldatan kadınların %80'inin çalıştığını. boşanan kadınların %90'ının çalıştığını. suç işleyen çocukların %70'inin anne ve babasının ayrı olduğunu biliyor muydunuz!


İslam'a göre 15 yaşında bir kadınla bir erkek evlenebilir . 15 yaşında evlenmeyi yasaklamak islam düşmanlığıdır. 15 yaşında evlenmek suç ise neden sadece erkek hapse atılıyor? 15 yaşında evliliği yasaklamak zinaya teşvik etmektir. BU ZULÜM ARTIK BİTSİN!


Annene Babana bakmazsan suç değil. Kardeşine bakmazsan suç değil. 18 yıl önce dünyaya getirdiğin çocuğuna bakmazsan suç değil AMA 1 gün evli kalıp 32 yıl önce EŞİT kusurla boşandığın kadına bakmazsan suç. İşte budur Medeni dediğimiz Kanun -alıntı-


Tecavüzün ve kadına şiddet olaylarının azaltılması için alkollü içecekleri yasaklayalım. Ne dersiniz @kademorgtr @morcativakfi @ailevecalisma Davanızda samimiyseniz "alkol yasaklansın" diyin!





Bir kadına ve erkeğe taşıması için çimento torbası verilse,sonuç ne olur? İstanbul sözleşmesine göre: "EŞİTLİK" İslam'a göre ise: Kadına zulüm edilmiş olur. Çünkü: Erkeğin fıtratına uygun olan,kadına yüklenmiştir.


1- TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu son iki buçuk yılda tam 746 bin 336 erkeğin evden atıldığını açıkladı. 2017’de 295 bin 618, 2018’de 358 bin 499, 2019’da Nisan ayına kadar ise 92 bin 219 erkek evinden atıldı https://dogruhaber.com.tr/haber/625952-istanbul-sozlesmesi-magdur-ediyor-tepki-cok-cozum-yok/


2- Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Huriye Martı’dan kadın hakları uyarısı! Erkeğin, kadının namusundan sorumlu olmadığını söylüyor! Bu, Nisa Suresi 34 ayetini inkardır. https://www.konhaber.com/haber-diyanet_isleri_baskan_yardimcisi_huriye_marti_dan_kadin_haklari_uyarisi-1310669.html


3- 21 yıllık evli adam üç çocuğunun da kendisinden olmadığını öğreniyor, mahkeme ödül olarak kendinden olmayan çocuklar ve aldatan Kadın lehine nafakaya hükmediyor. biz; #HaksızNafakaCinayetSebebidir dediğimizde şiddet bağımlısı oluyoruz! -alıntı- https://www.tgrthaber.com.tr/gundem/21-yil-evli-kaldi-3-cocugunun-kendisinden-olmadigini-ogrendi-magdur-adam-ilk-kez-konustu-2622102


4- KADEM yalnız değil ! Ahmet Şimşirgil'den sert bir yazı .KADEM yetkilileri lütfen bana açıklasınlar! Eşcinselliği savunan “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı” ile nasıl birlikte hareket ediyorsunuz?! http://ahmetsimsirgil.com/kadem-yalniz-degil-12-07-2019/


5- Geçmişte; İstanbul Sözleşmesi konusunda uyardık. Bu adamlar, “liderim imza atmış, vardır bir bildiği” diyorlardı. Geçmişte; Kadem konusunda uyardık. Bu adamlar; “Siz kadın düşmanı mısınız?” diyorlardı. Serhat Arvas https://mustafa1senyurt.tumblr.com/post/625598325861810176/%C5%9Fimdi-zamani-de%C4%9Fil-toplulu%C4%9Fu-hayatlar%C4%B1n%C4%B1-t%C4%B1pk%C4%B1


6- Türkiye'nin Sorunu Cinsiyet Eşitliği Meselesidir Abdullah Çiftçi Cinsiyet Eşitliği ibne erkek kadın eşit olsun demektir! #İstanbulSözleşmesiRezalettir ibneliği meşrulaştıran İstanbul Sözleşmesini iptal et @Akparti https://hic1seyim.blogspot.com/2019/10/istanbul-sozlesmesi-ve-6284e-neden.html


7- Cinsiyet eşitliği iddiasıyla cinsiyetsizliğe (kadın-erkek farkının kaldırılmasına), ailenin ve insanlığın imhasına yönelik proje olan İstanbul Sözleşmesi Feshedilsin ! https://www.lutfibergen.com/aileyi-etkileyen-temel-sozlesmeler-aihs-ve-cedaw.html?fbclid=IwAR0lhBRTOzYJQk6l8MqOh5OBWXLMDlnYtkQx0P2CSp5XLBf1kCfqbXv27cE


8- İstanbul Sözleşmesi, 6284 nolu kanunları Kadını erkeğe düşman eden, namusu ve aile izzetini yerle bir eden ve ailesiz Avrupa yapısına göre dikilen bu ahlaksız elbiseyi hala bu millete niye giydirmekte ısrar ediyorsunuz. https://www.huravaz.com/devlet-baskanina-makale,326.html


9- İslam'da nafaka boşandıktan sonra kadına 3 ay verilir. Bunun dışında kadının eski eşinden zorla nafaka alması haramdır. Nafaka çocuk için vardır. Nafaka Emek Hırsızlığıdır. İslam’da Nafakanın Hükümleri http://www.cocukaile.net/islamda-nafakanin-hukumleri/


10- islam'a göre 15 yaşında bir kadının kendisinin ve ailesinin rızası varsa evlenmesi helaldir. helali yasaklamak islam düşmanlığıdır! http://www.cocukaile.net/cinsel-istismar-degil-genc-evlilik/


11- KADEM kadınları erken evliliğe karşılarmış! Neye dayanarak karşısınız? İnandığınızı söylediğiniz dininiz mi yasaklamış? Ninelerimiz dedeleriniz hep on beş on altı yaşında evlenmişler Sema Maraşlı @Semamarasli http://www.cocukaile.net/basortulu-diktatorlerin-kuran-karsiti-calismalari/


12- Erken yaşta evlendikleri için eşleri tutuklanan kadınlar, soruna çözüm istiyor. 8 bine yakın ailenin maruz kaldığı durum, ailelerin dağılmasına, çocukların psikolojisinin bozulmasına ve sayısız mağduriyete sebebiyet vermede. https://www.yenisafak.com/hayat/8-bin-aile-perisan-3450608


Genelevler açık, pavyonlar da, masaj salonları da. Kadın eti acımasızca satılıyor buralarda, devlet de vergisini alıyor bir güzel kimse kadının mağduriyetinden söz etmiyor. İş süresiz nafaka ya gelince bir anda herkes şova başlıyor. -alıntı-

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Ahir Zamanın fitnesi Deccal ve küçük deccaller










Deccal nedir, ne anlama gelir? Deccal kimdir, nasıl biridir? Deccal’in özellikleri nelerdir? Deccal’den korunmak için ne yapılabilir? Kıyamet alametlerinden Deccal.

Yalancı, hilekâr, hakkı bâtıla, iyiyi kötüye karıştıran kimse mânâsına gelen “Deccâl” hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de bir bilgi bulunmamaktadır. Deccâl’in âhir zamanda ortaya çıkacağı, Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği birtakım imkân ve kâbiliyetlerle hârikulâde hünerler sergileyeceği ve böylece bazı insanları saptıracak bir yalancı ve sahtekâr olduğunu ise hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz.

Ebu Hureyre, şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (sallâllâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Zamanın sonunda bir takım deccaller ve yalancılar meydana çıkar. Sizlere, ne kendinizin ve ne de babalarınızın işitmediği hadisler getirirler. İşte ben, sizleri onlardan şiddetle sakındırıyorum. Onlar, sakın sizleri saptırıp, fitneye düşürmesin." Sahih-i Müslim, C.1. H.no: 7

Nevvâs ibn-i Sem’ân -radıyallâhu anh- şöyle anlatır: Bir sabah Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Deccâl’den uzun uzun bahsetti. Sonunda yorulup sesini alçalttı. Sonra tekrar yüksek sesle konuştu. Biz O’nun anlatışına bakarak Deccâl’in Medîne civârındaki hurmalıklara gelip dayandığını zannettik. Tekrar yanına gittiğimiz zaman üzüntümüzü anlayıp: “–Hayrola, bu ne hâl?” buyurdular. Biz de: “–Yâ Resûlâllah! Sabahleyin Deccâl’den bahsettiniz. Kâh alçak sesle kâh yüksek sesle konuştuğunuz için, biz onun hurmalıklara gelip dayandığını sandık.” dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdular: “–Sizin adınıza Deccâl’den başka şeylerden daha çok korkuyorum. Şayet Deccâl, ben aranızdayken çıkarsa, onun oyununu bozar, delillerini çürütürüm. Eğer ben aranızdan ayrıldıktan sonra çıkarsa, artık herkes kendini ona karşı savunup korumalıdır. Zaten Allah Teâlâ mü’minleri onun kötülüklerinden koruyacaktır. Deccâl; kıvırcık saçlı, patlak gözlü, (câhiliye devrinde ölen) Abdüluzzâ bin Katan’a benzeyen bir gençtir. Sizden onu gören, Kehf Sûresi’nin baş (ve son) tarafından onar âyet okusun. O, Şam ile Irak arasındaki bir yerden çıkacak. Sağa-sola, her yana kötülüğünü yayacaktır. Ey Allâh’ın kulları, îmânınızı koruyup direnin!” “–Yâ Resûlâllah! Deccâl’in yeryüzünde kalma süresi ne kadardır?” diye sorduk. Şöyle buyurdular: “–Kırk gündür. Bir günü bir yıl kadar, bir başka günü bir ay kadar, bir diğer günü de bir hafta kadardır; geri kalan günleri ise sizin bildiğiniz günler gibidir.” Biz yine: “–Yâ Resûlâllah! Bir yıl kadar olan günde, kılacağımız bir günlük namaz kâfî gelecek mi?” dedik. “–Hayır, siz namaz vakitlerini ona göre takdir ve hesap ediniz!” buyurdular. Biz bu defa: “–Yâ Resûlâllah! Onun yeryüzündeki sürati ne kadardır?” diye sorduk. Şöyle buyurdular: “–Rüzgârın sürüklediği bulut gibi insanların yanından geçer. İlâh olduğunu söyleyerek insanların kendisine îman etmelerini ister, onlar da îman ederler. Göğe yağmur yağdırmasını emreder, yağmur yağar. Yere bitki bitirmesini emreder, otlar, çayırlar biter. İnsanların otlatmaya gönderdikleri hayvanları daha gösterişli, semiz ve sütleri daha bol olarak döner. Daha sonra başka insanların yanına giderek onları kendine inanmaya davet eder. Fakat onlar kendisine inanmayıp teklifini geri çevirirler. Deccâl de yanlarından ayrılıp gider. Lâkin sabahleyin suları çekilip çayır ve çimenleri kurur, hayvanları da helâk olur. Deccâl, bir ören yerine uğrayıp; «Definelerini ortaya çıkar!» der. O harâbedeki defineler, arı beyinin peşinden giden arılar gibi Deccâl’in arkasından gider.

Sonra Deccâl, babayiğit bir genci yanına çağırıp onu kılıcıyla ikiye biçer; vücudunun her parçası bir yana düşer. Ardından ona seslenir. Delikanlı gülümseyen bir çehreyle ona doğru gelir. Deccâl böyle işler yaparken, Allah Teâlâ, Mesîh bin Meryem -aleyhisselâm-’ı gönderir. Mesîh, boyanmış iki elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koyarak Dımaşk’ın doğusundaki Akminare’nin yanına iner. Mesîh, parıldayan yüzüyle başını yere eğince saçlarından terler damlar, başını kaldırınca inci gibi nûrânî damlalar dökülür. Onun nefesini koklayan kâfir derhâl ölür. Nefesi, baktığı yere ânında ulaşır. Mesîh, Deccâl’in peşine düşer, onu (Kudüs yakınındaki) Bâbülüd’de yakalayıp öldürür. Sonra Îsâ -aleyhisselâm-, Allah Teâlâ’nın kendilerini Deccâl’in şerrinden koruduğu birtakım insanların yanına gelir, onların yüzlerini okşayarak Deccâl fitnesinin sona erdiğini söyler ve kendilerine Cennet’teki yüksek derecelerini haber verir…” (Müslim, Fiten, 110)[1]

DECCAL FİTNESİ Şüphesiz Deccâl fitnesi, insanoğlunun yeryüzünde göreceği en büyük fitnedir. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: “Hazret-i Âdem’in yaratıldığı zamandan kıyâmetin kopacağı âna kadar Deccâl’den daha büyük bir fitne yoktur.” buyurmuşlardır. (Müslim, Fiten 126)[2]

Bu sebeple bütün peygamberler ümmetlerine bu fitneden söz etmiş ve onları îkaz buyurmuşlardır.[3] Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Deccâl’in fitnesinden Allâh’a sığınmış, dolayısıyla bizim de ondan Cenâb-ı Hakk’a sığınmamızı tavsiye etmiştir.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, büyük Deccâl’den önce “ümmetinden otuz kadar yalancı Deccâl” çıkacağını, bunların kendilerini peygamber olarak tanıtıp “Ben Allâh’ın elçisiyim” diyeceklerini haber vermiştir.[4] Gerçekten de tarih boyunca, anlatılan cinsten nice yalancılar çıkmış, Allah Teâlâ onların hepsini kahreylemiştir. Büyük Deccâl de şüphesiz aynı âkıbete uğrayacak, rezil ve zelil olacaktır.

DECCAL NASIL ORTAYA ÇIKACAK? Rib’î bin Hırâş şöyle anlatır: Ebû Mes’ûd el-Ensârî -radıyallâhu anh- ile birlikte Huzeyfe ibn-i Yemân’ın yanına gittim. Ebû Mes’ûd ona: “–Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den Deccâl hakkında duyduklarını söyleyebilir misin!” dedi. Huzeyfe -radıyallâhu anh- da şunları söyledi: “Deccâl, yanında bir su ve bir de ateş olduğu hâlde ortaya çıkacak. Bazılarının onun yanında gördüğü su, gerçekte su olmayıp yakıcı ateştir. Bazılarının onun yanında gördüğü ateş de gerçekte ateş olmayıp, soğuk ve tatlı bir sudur. Sizden Deccâl’e kim yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Zira o, tatlı, içimi güzel bir sudur.” (Buhârî, Enbiyâ 50, Fiten 26; Müslim, Fiten 105, 108)

Sahîh-i Müslim’de geçen bir rivâyete göre Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz: “Ben Deccâl’in yanında ne bulunduğunu iyi bilirim. Onun beraberinde iki nehir vardır. Biri beyaz su gibi görünür, diğeri yanan ateş gibi. Bir kimse Deccâl’e yetişirse, ateş şeklinde gördüğü nehre gelip gözünü yumsun. Sonra başını eğerek ondan içsin. Çünkü o soğuk sudur.” buyurmuştur. Daha başka rivâyetlerde, “Deccâl’in yanında Cennet ve Cehennem’e benzer iki şey bulunduğu, onun Cennet dediği şeyin ateş, yani Cehennem olduğu” da belirtilmektedir. (Bkz. Müslim, Fiten, 109)

Nemrûd’un dağ gibi ateşini İbrahim -aleyhisselâm-’a gül bahçesi yapan Allah Teâlâ, Deccâl’e kanmayan, onun oyununa gelmeyen îmanlı kişilere bu sahtekârın sözde ateşini, tatlı ve serin bir su yapacaktır. Onun ateşi, mü’minlere hiçbir zarar veremeyecektir. Muhtemelen Deccâl, insanları sağlam bir imtihandan geçirmesi, gerçek mü’minle öyle olmayanı birbirinden ayırması için, kendisine büyük imkânlar verilmiş büyük bir fitnecidir. Mü’minler Deccâl’i yalanlamalı; yanındaki ateş gibi, Cehennem gibi görünen şeyden korkmamalıdır. Zira o, aslında ateş değil rahmettir; Cehennem değil, Cennet’tir.[5]

DECCAL’DEN KORUNACAK ŞEHİRLER Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Mekke ile Medîne dışında, Deccâl’in ayak basmadığı bir yer kalmaz. Mekke ile Medîne’nin bütün yollarında saf tutmuş melekler bu iki şehri korur. Deccâl; kumlu, çorak bir yere iner. Ardından Medîne üç defa sarsılır; Allah Teâlâ orada bulunan kâfir ve münâfıkları dışarı çıkarır.” (Müslim, Fiten, 123)[6] Deccâl’in yeryüzünde Mekke ile Medîne dışındaki bütün yerleşim bölgelerini dolaşacağını, dolayısıyla herkesin onunla çetin bir imtihana tâbî tutulacağını bu hadîs-i şerîf açıkça beyan etmektedir. Allah Teâlâ iki harem bölgesini, yani Mekke-i Mükerreme ile Medîne-i Münevvere’yi ve dolayısıyla orayı terk etmeyen samimî müslümanları Deccâl’den koruyacaktır.

DECCAL’İN PEŞİNDEN GİDECEKLER Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İsfahan Yahudîlerinden taylasanlı yetmiş bin kişi Deccâl’in ardından gider.” (Müslim, Fiten, 124)

Deccâl’e inanan ve ona değer verenler arasında yahudîler en önde yer alacaklardır. Deccâl, yeryüzünün her yerini dolaşacağı gibi, İsfahan’a da gidecektir. İsfahan yahudîlerinden taylasanlı yetmiş bin kişi ona arka çıkacaktır.

Bir gün Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, içinde Ümmü Şerîk’in de bulunduğu bir mecliste Deccâl’den söz ederek; “İnsanlar Deccâl’den kaçıp dağlara sığınırlar.” buyurmuşlardı. Yiğit İslâm mücâhidlerinin Deccâl karşısında tutunamayıp kaçmaları Ümmü Şerîk’i hem üzmüş hem de meraklandırmıştı. Bu sebeple: “–Yâ Rasûlâllah! O gün Araplar nerede olacak?” diye sordu. Allâh’ın Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “–Onlar o gün pek azdır.” buyurmak sûretiyle Deccâl’in karşısında duramayacaklarını, onun şerrinden ve fitnesinden kaçıp kurtulmaya çalışacaklarını ifâde ettiler. (Müslim, Fiten, 125)[7]

YEDİ ŞEY GELMEDEN EVVEL ACELE EDİNİZ Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Yedi şey gelmeden evvel, sâlih ameller işlemekte acele ediniz! Yoksa siz gerçekten; 1. (İbadeti, helâl ve haram hudutlarını) unutturan fakirlik, 2. Azdıran zenginlik, 3. (Her şeyi) bozup perişan eden hastalık, 4. Aklı ve idrâki zaafa uğratarak saçma-sapan konuşturan ihtiyarlık, 5. Ansızın geliveren ölüm, 6. Gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccâl ve, 7. Kıyâmetten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz? Kıyâmet ise, belâsı en müthiş ve en acı olandır.” (Tirmizî, Zühd, 3/2306)

DECCAL ORTAYA ÇIKINCA… Alleh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle anlatmışlardır: “Deccâl ortaya çıkınca, mü’minlerden biri onun bulunduğu tarafa doğru gider. Deccâl’in silâhlı adamları onun önüne çıkarak: «–Nereye gitmek istiyorsun?» diye sorarlar. «–Şu ortaya çıkan adamın yanına!» der. Deccâlin adamları: «–Sen bizim Rabbimize inanmıyor musun?» diye sorarlar. O da: «–Bizim Rabbimiz’in gizli bir yanı yok ki O’nu bırakıp başkasına inanalım.» der. Deccâl’in bazı adamları: «–Öldürün şunu!» derler. Bir kısmı ise: «–Tanrınız, haberi olmadan bir kimseyi öldürmeyi yasaklamadı mı!» derler ve o mü’mini Deccâl’in yanına götürürler. O mü’min Deccâl’i görünce diğer mü’minlere: «–Ey mü’minler! Bu adam Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kendisinden bahsettiği Deccâl’dir!» diye seslenir. O zaman Deccâl adamlarına: «–Bunu iyice bir dövün!» der. Onu dövmek üzere tutarlar. Deccâl tekrar: «–Yakalayın şunu, yarın kafasını!» der. Sırtına ve karnına vurarak onu dayaktan geçirirler. Bu defa Deccâl: «–Bana îmân etmiyor musun?» diye sorar. O mü’min: «–Sen yalancı Mesîh’sin» der.[8] Deccâl’in emri üzerine onu testereyle baştan aşağı ikiye biçerler. Deccâl o zâtın ikiye bölünen cesedinin arasından yürüyüp geçtikten sonra ona: «–Ayağa kalk!» der. O da doğrulup kalkar. Deccâl tekrar: «–Bana îmân ediyor musun?» diye sorar. O ise: «–Senin hakkındaki kanaatim iyice pekişti.» dedikten sonra halka dönerek: «–Ey insanlar! O benden sonra artık kimseyi öldürüp diriltemez!» der. Deccâl onu kesmek için yakalar. Fakat Allah Teâlâ o mü’minin boynundan köprücük kemiğine kadar olan kısmı bakır hâline dönüştürür. Bu sebeple Deccâl ona bir şey yapamaz. Bunun üzerine Deccâl onu ellerinden ve ayaklarından tutup fırlatır. Halk onu Cehennem’e attığını zanneder. Hâlbuki o Cennet’e atılmıştır.” Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, sözlerini şöyle tamamladılar: “İşte bu mü’min, Âlemlerin Rabbi’ne göre insanların en büyük şehîdidir.” (Müslim, Fiten, 113)[9]

Deccâl’in mâhiyetini, onun hile ve düzenbazlıklarını çok iyi bilen bu mü’minin, Hızır -aleyhisselâm- olduğunu söyleyenler olmuştur. Deccâl’in silâhlı adamlarının yanında Deccâl’e meydan okuyan bu şuurlu mü’minin; “Bizim Rabbimiz’in gizli bir yanı yok ki O’nu bırakıp başkasına inanalım!” demesi, mü’minlerin Cenâb-ı Hakk’ı bütün sıfatlarıyla tanıdıklarını, O’nun varlığından, birliğinden ve kudretinden aslâ şüphe etmediklerini, O’nun kusursuz ve mükemmel olduğuna îman ettiklerini ifâde içindir.

Bu durum, fitneler ve mânevî tehlikeler karşısında gönüllerin “mârifetullâh” ile feyizlenmesinin ne kadar mühim olduğunu ortaya koymaktadır. Îman ve irfânıyla Deccâl’in karşısında yiğitçe dik duran o mü’minin hâli, âhir zaman fitneleri ve kıyâmet alâmetlerine dâir Kur’ân ve Sünnet bilgisinin bir mü’mine ne kadar faydalı ve lüzumlu olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. Bu hadîs-i şerîf, Deccâl belâsının ortaya çıktıktan bir müddet sonra tamamen biteceğini göstermektedir. Dolayısıyla bu fitneyle imtihan edilecek mü’minlerin vazifesi; îmanlarına daha sıkı sarılarak aslâ gevşememek ve korkuya kapılmadan Deccâl’e karşı îman cesaretiyle direnmektir.

DECCAL’İN ÖZELLİKLERİ Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Bütün peygamberler, ümmetlerini yalancı ve kör Deccâl’in tehlikesine karşı uyarmışlardır. Şunu bilin ki, onun bir gözü kördür; ama sizin azîz ve celîl olan Rabbiniz tek gözlü değildir. Deccâl’in iki gözünün arasına kâfir (ke-fe-re) diye yazılmıştır.” (Buhârî, Fiten 26, Tevhîd 17; Müslim, Fiten 101, 102)[10] “…Onun bu gözü, üzüm salkımından dışarı fırlamış üzüm tanesi gibidir.” (Buhârî, Fiten 26, Tevhîd 17; Müslim, Îmân, 274)[11]

Bu ve benzeri hadîs-i şerîflerde bildirildiği üzere Deccâl’in bazı vasıflarını şöyle hulâsa edebiliriz: 1. Deccâl’in iki gözü de sakattır. Sağ gözü, üzüm salkımından dışarı fırlamış üzüm tanesi gibi patlaktır. Sol gözü ise tamamen siliktir, ışığı sönmüştür, görmez. Deccâl’in mü’minler tarafından rahatlıkla görülebilecek, tanınabilecek ve hatırlanabilecek vasıflara sahip olarak yaratılması, Cenâb-ı Hakk’ın müstesnâ bir lûtfudur. Fakat o çetin imtihanla karşılaştığında bu ilâhî lûtfun gereğini yerine getirebilmek, sarsılmaz bir îmâna sahip olan samimî mü’minlerin kârıdır. 2. Deccâl’in iki gözünün arasına, onun yalancılığını göstermek üzere, “kâfir” veya “ke-fe-re” diye yazılmıştır. Her mü’min, Arapça okumayı bilmese bile, kalbine doğacak bir ilham ile bu yazıyı anlayıp sezecektir. İlâhî rahmetten nasîbi olmayanlar ise okuma bilseler dahî bu yazıyı göremeyeceklerdir. 3. Deccâl’in yanında, kendilerini imtihan ettiği kişilere mükâfat ve cezâ olarak vereceği Cennet ve Cehennem’e benzeyen bir şey vardır. Fakat o yalancının Cennet dediği şey aslında Cehennem’dir. Yani Deccâl’in Cennet dediği yere giren kimse, ona inanmış, oyununa kanmış olduğu için görünüşte Cennet’e, fakat gerçekte Cehennem’e girmiş olacaktır. Ona karşı çıktığı için Deccâl’in Cehennem’ine atılan kimse de aslında Cennet’e girmeyi hak etmiş olacaktır. 4. Deccâl’in saçı kıvırcık olup yaşı da oldukça gençtir. 5. İri cüsseli, fakat kısa boyludur.[12] 6. Deccâl doğu tarafından, muhtemelen Horasan veya İsfahan’dan yahut Şam ile Irak arasında bir yerden çıkacaktır.[13] 7. Allah Teâlâ, Mekke ile Medîne’yi meleklerle koruyacağı için Deccâl bu iki mübârek beldeye giremeyecektir. 8. Deccâl, kendisinden önce çıkacak olan otuz kadar yalancı deccâl gibi önce; “Ben Allâh’ın elçisiyim.” diyecek,[14] sonra da ilâh olduğunu söyleyecektir. 9. Deccâl, zuhûr ettiği zamanda yaşayanlar için ağır bir “îman imtihanı” olacağından, ona, yağmur yağdırma, yeşillikleri kurutma, yer altından defineleri çıkarma gibi büyük imkânlar verilecektir. Deccâl’e verilen bu fevkalâde güçler, îmânı zayıf kimseler için büyük bir tehlike teşkil edecektir. 10. Deccâl, Yahudî asıllı biri olduğu için,[15] kendisine en çok ilgi gösterip destek verecek olanlar da yahudîler olacaktır. 11. Deccâl sadece bir kişiyi testereyle kesip ikiye biçecek, sonra onu diriltecek, buna rağmen o mü’min kendisinin bir yalancı ve Deccâl olduğunu yüzüne haykıracak, bu hâdiseden sonra da Deccâl artık kimseyi öldürüp diriltemeyecektir. 12. Deccâl’i Hazret-i İsa Aleyhisselâm öldürecek ve bu büyük fitneye son verecektir.

DECCAL’DEN KORUNMAK İÇİN Deccâl fitnesinden Cenâb-ı Hakk’a sığınmak, Peygamber Efendimiz’in ümmetine yaptığı mühim bir tavsiyedir. Nitekim, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır: “Biriniz teşehhüdü bitirdikten sonra şu duâyı okuyarak dört şeyden Allâh’a sığınsın: “Allâh’ım! Cehennem azâbından, kabir azâbından, hayatın ve ölümün iptilâlarından ve Deccâl fitnesinin şerrinden Sana sığınırım!” (Müslim, Mesâcid, 128)

Ayrıca Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; “Kehf Sûresi’nin baş tarafından on âyet ezberleyen kimse Deccâl’den korunur.” buyurmuştur. (Müslim, Müsâfirîn, 257; Ebû Dâvûd, Melâhim, 14) Yine kaynaklarda, Kehf Sûresi’nin sonundan on âyet okumanın tavsiye edildiği de kaydedilmektedir. Bu sûrenin baş tarafındaki ilk on âyette Cenâb-ı Hakk’ın zâtını ve sıfatlarını bilmekten söz edilmekte ve O’nun Ashâb-ı Kehf’i zâlim Dakyanus’un şerrinden koruduğu anlatılmaktadır. Muhtemelen bu alâka sebebiyle, Deccâl’i görenlerin, bu sûrenin ilk on âyetini okumaları tavsiye edilmiştir.[16]

Hadîs-i şerîfte Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in; “Sizin adınıza Deccâl’den başka şeylerden daha çok korkuyorum...”[17] buyurmuş olması, esasen îmânı kuvvetli kimseler için Deccâl’in büyük bir tehlike teşkil etmeyeceğine işaret etmektedir. Şu hâlde Deccâl fitnesinden korunabilmek için takvâ ehli bir müslüman olmak, ilmiyle amel eden ihlâslı âlimler yetiştirmek, Kur’ân ve Sünnet istikâmetinde bir hayat yaşamak lâzımdır. Zira ancak böyle kimseler, Cenâb-ı Hakk’ın lûtuf ve ihsânı ile Deccâl denen hilekârın karşısında yer alacaklar, ona mağlûp olmayacaklar ve neticede Cennet’i hak edeceklerdir. Şüphesiz ki Deccâl’i tanımanın en şaşmaz ölçüsü “Kitap ve Sünnet”tir. Dînî bir iddia ile ortaya çıkan insanları dâimâ bu iki ölçüyle mîzân etmek gerekir.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in; “…Eğer Deccâl ben aranızdan ayrıldıktan sonra çıkarsa, artık herkes kendini ona karşı savunup korumalıdır...”[18] buyurması da, her müslümanın dînini iyi bir şekilde öğrenmesi gerektiğini göstermektedir. İslâm’ı iyice öğrenip yaşadıkları takdirde, Deccâl’in büyüğü de küçükleri de müslümanları aldatamayacaktır.

Dipnotlar:

[1] Ayrıca bkz. Tirmizî, Fiten, 59; İbn-i Mâce, Fiten, 33.

[2] Ayrıca bkz. Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, IV, 19-21.

[3] Tirmizî, Zühd, 3; İbn-i Mâce, Fiten, 33.

[4] Buhârî, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 84.

[5] Burada şu hususu da belirtelim ki, kıyâmet nasıl bütün Dünya için fevkalâde bir durumsa, kıyâmetin habercileri olan alâmetlerin de fevkalâde yanlarının bulunması gayet tabiîdir. Dolayısıyla kıyâmete yakın, bugünkü tahayyül ve tasavvurların üzerinde olan birtakım hâdiselerin meydana gelecek olmasına şaşırmamak gerekir. Nitekim bundan kırk-elli sene önce tahmin bile edilemeyen şeylerin, ilim ve teknikteki hızlı ilerlemeyle bugün mümkün hâle gelmiş olduğu ortadadır. Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde haber verilen kıyâmet haberleri de vakti gelince mutlakâ gerçekleşecektir. Zira Cenâb-ı Hak için hiçbir güçlük yoktur.

[6] Ayrıca bkz. Buhârî, Fedâilü’l-Medîne 9, 26, 27, Tevhîd 31; İbn-i Mâce, Fiten, 33.

[7] Ayrıca bkz. Tirmizî, Menâkıb, 69; İbn-i Mâce, Fiten, 33.

[8] Hazret-i Îsâ’ya Mesîh denildiği gibi Deccâl’e de Mesîh (Mesîhü’d-Deccâl) denilmektedir. Mesîh, silmek mânâsına gelen “mesh” kelimesinden türemiştir. Deccâl’in bu isimle de anılması, kendisinden hayrın silinip alınması veya bir gözünün, hiç yokmuş gibi tamamen silinmesi sebebiyledir. Zira Deccâl’in yüzünün bir tarafı tamamen dümdüz, dolayısıyla bir gözü kördür... (Bkz. Buhârî, Ta’bîr 11, 33) Deccâl’e çok seyahat etmesi, mesafeleri silip süpürmesi sebebiyle Mesîh dendiği de söylenmiştir.

Hazret-i Îsâ’ya “Mesîh” denilmesi ise, onun mübârek elini hastalara sürerek (meshederek) iyileştirmesi sebebiyledir. Allah Teâlâ’nın bir Mesîh’i diğer bir Mesîh ile yok etmesi ne kadar mânidardır.

“Biz, hakkı bâtılın tepesine bindiririz de o, bâtılın işini bitirir…” (el-Enbiyâ, 18) âyet-i kerîmesi, Deccâl’in de aralarında bulunduğu bütün bâtıl ehlinin âkıbetini dile getirmektedir.

[9] Ayrıca bkz. Buhârî, Fiten 27.

[10] Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Melâhim 14, Sünnet 25-26; Tirmizî, Fiten 56, 62; İbn-i Mâce, Fiten, 33.

[11] Ayrıca bkz. Tirmizî, Fiten, 60.

[12] Bkz. Buhârî, Fiten, 26; Ebû Dâvûd, Melâhim, 14.

[13] Bkz. Müslim, Fiten, 110.

[14] Bkz. Buhârî, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 84.

[15] Bkz. Müslim, Fiten, 90.

[16] Bkz. Yaşar Kandemir, İsmail Lütfi Çakan, Raşit Küçük, Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, İstanbul: Kampanya Kitapları, 1434/2013, VII, 536-578.

[17] Hadîsin tam metni için bkz. sf. 211-213.

[18] Hadîsin tam metni için bkz. sf. 211-213.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

https://www.islamveihsan.com/kiyamet-alametlerinden-deccal-nedir.html

Sağdan gelen şeytana dikkat edin Müslümanlar, Ayağınız kayar farkına varamazsınız!!

sağdan yaklaşma mecaz anlamdadır. siz iyilik yaptığınızı sanırken kendinize kötülük yapabilirsiniz. burada demek istediğim şey. ahir zamanda(kıyamete yakın zaman) deccaller çıkacaktır. deccal genelde saptırıcı demektir. deccaller dediğimiz genelde şu anda da olan sahtekar hocalardır. maalesef o kadar çok sahtekar var ki bazen tiksiniyorum. ben burada bunları anlatırken amacım X cematini yada X hocasını yüceltmek veya aşağılamak değildir. amacım sizlerin daha uyanık olmanızı istememdir. ve ahir zamanda yaşadığımızı tekrar hatırlatmak isterim. sizlere naçizane tavsiyem ise; -dinimizi asıl kaynaklarından öğrenelim. -Kuran’ın mealini en az 3 kere okuyalım. -hadis kitaplarından en az birini okuyalım (riyazüs salihini tavsiye ederim). -ve en az 3 siyer kitabı (Peygamberimizin -Salat Ve selam olsun- hayatı) okuyalım. - ve ilmihal okuyalım. - bunları yaptıktan sonra ise bir kaç değişik hocanın fikirlerini karşılaştıralım(belli bir temel bilgiyi aldıktan sonra) -Allah yardımcımız olsun. Uyanık olun kardeşlerim. kuzu postuna bürünmüş kurtlara dikkat edelim

Peygamberimiz (salat ve selam olsun) şöyle buyurmuştur: ”Her ümmetin mecusisi vardır. Benim ümmetimin mecusileri ise 'Kader yoktur.' diyenlerdir. Onlardan biri ölürse, cenazesine katılmayın, hasta olursa ziyaretine gitmeyin. Onlar deccal taifesidir. Allah’ın onları deccale ilhak ettirmesi (ona katılmış bir grup olarak değerlendirmesi) hakkıdır.” (Ebu Davud, Sünnet 16; bk. Tirmîzi, kader 13: İbn Mace. Mukaddime 10; Ahmed b. Hanbel, 86, 125)

Hz. Muaz İbnu Cebel (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün):'Beytu'l-Makdis'in imarı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harabı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul'un fethidir, İstanbul'un fethi Deccal'in çıkmasıdır!' buyurdular. Sonra elini (Resulullah), konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muaz'ın) dizine vurdular ve: 'Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi.' buyurdular." Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalâtu vesselâm'ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel (radıyallahu anh)'dir.)" [Ebu Davud, Melahim 3, (4294).]

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Deccal’in fitnesinin çok şiddetli olmasından dolayı ona yaklaşmaktan bile sakındırmış ve: ‘Kim Deccal’i duyarsa ondan uzak dursun. Allah’a yemin olsun ki, bir adam ona mü’min olduğunu sanarak gider, onun attığı şüphelerden ona tabi olur’ buyurmuştur. Ebu Davud 4319

http://www.sahihhadisler.com/?pid=p&id=1374

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Deccal’in çıkmasından önce üç şiddetli yıl olur. İnsanlar o yıllarda şiddetli kıtlığa maruz kalırlar. Sonra ilk yıl Allah semaya emreder, sema yağmurun üçte birini hapseder tutar. Yere emreder, yer nebatının üçte birini hapseder tutar. Sonra ikinci yıl Allah semaya emreder, yağmurunun üçte ikisini tutar. Yere emreder, nebatının üçte ikisini tutar. Sonra üçüncü yıl Allah semaya emreder, yağmurunun tamamını tutar, bir damla yağmur düşmez. Yere emreder, nebatının tamamını tutar, hiç yeşillik bitmez. Allah’ın dilediği hariç, çift tırnaklı (geviş getiren) helak olmayan hiç hayvan kalmaz’ buyurdu. Denildi ki: −O zaman insanlar ne ile yaşarlar? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): −‘Tehlil, tekbir, tahmid onlar için yiyecek yerine geçer’ buyurdu.” İbni Mace 4077 Tehlil; ‘La ilahe illallah’ demektir. Tekbir; ‘Allah-u Ekber’ demektir. Tahmid; ‘Elhamdulillah’ demektir.

[Ahir Zamanda Çıkan Deccaller ve Yalancılar] - Ebubekir Sifil

https://www.youtube.com/watch?v=aVBEh8UYcvM

DECCAL'İN FİTNESİNDEN KORUNMAK

http://www.cilehane.com/yazilar/ch0304.htm

ROMA'NIN FETHİ VE DECCAL

http://www.dervisan.com/kiyamet/c990611.html

https://www.youtube.com/watch?v=4-7R-zBbkkU

Deccal Kimdir, Deccalın Özellikleri Nelerdir, Deccal ne zaman gelecek?

https://www.youtube.com/watch?v=PasfpTpdgw8

9 Ağustos 2020 Pazar

“Evet, Atatürk bir masondu.” Falih Rıfkı Atay






M. Kemal Atatürk mason mu? Atatürk Mason localarını kapattı mı?

Bu yazıda M. Kemal Atatürk’ün Osmanlı’yı yıkmaya çalışan masonların teşkil ettiği hareketin bir parçası olduğunu ve M. Kemal’in masonluğunu okuyacaksınız. Bu makaleyi okuduktan sonra, linkini verdiğimiz şu yazı da mutlaka okunmalıdır:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/09/21/ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

Nesta H. Webster eserinde[1], “Jön Türkler hareketi, İtalyan Büyük Doğu’sunun direktifi altında, Selanik Mason Locaları tarafından başlatılmıştır. Aynı makam, daha sonra M. Kemal’in başarıya ulaşmasında da yardımcı olmuştur.”[2] diyerek mason localarının Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte ve Cumhuriyet döneminde oynadığı role özlü bir şekilde işaret etmektedir. Aynı şekilde, 1920 yılında Londra’da yayınlanan Morning Post gazetesi de; “Kesin olarak söyleyebiliriz ki, Türk İhtilali hemen hemen tümüyle bir Mason-Musevi komplosudur.”[3] ifadesiyle bu rolü teyid etmektedir.

Bundan da anlaşılmaktadır ki, M. Kemal Atatürk’ün içinde bulunduğu hareket; “Mason yapılanmasıydı.” Peki M. Kemal mason muydu, bu konuda deliller var mıdır? Hemde çok… Evet, M. Kemal Atatürk bir masondu. Üstelik M. Kemal’e ithafen “Tek Adam” kitabını yazan “Şevket Süreyya Aydemir’in tanımlamasıyla, ‘O bir cilacı değil, bir yontmacıydı’.”[4]

M. Kemal, mason olmak için ilk başvurusunu, 1905 Kasım’ından 1907 Ekim’ine kadar görevli kaldığı Şam’da yapmıştır. Mimar Sinan dergisinde Semih Tezcan “Mim Kemal Öke ve Atatürkle Diyalogu” başlıklı makalesinde, Büyük Üstad Mustafa Hakkı Nalçacı’nın torunu Ümit Nalçacı’dan rivayeten, M. Kemal’in Şam’da görevliyken Mason olmak için yaptığı başvurunun kabul edilmediğini yazmaktadır.[5] “M. Kemal 13 Ekim 1907’de (Şamdaki görevini tamamlayarak) Selanik’e döner. 29 Ekim 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girer. Üye alımları ya Ömer Naci’nin evinde, ya da mason locası `Macedonia Risorta´nın bekleme odasında yapılmaktadır. Ikinci mekanda subaylar önce tekris edilerek mason, sonra yemin ettirilerek Cemiyet üyesi yaptırılmaktaydı.”[6] diyen mason yazar Tamer Ayan, üye listelerinde yer alan isimlerden bazılarını sıraladıktan sonra bir sonraki sayfada konuyla ilgili değerlendirmesini şöyle yapmaktadır:

“Atatürk çevresindeki, hem ittihatçı, hem mason olan asker ve sivil arkadaşlarının etkisiyle, `önce mason, sonra ittihatçı´ kuralına uygun olarak önce `Macedonia Risorta´ locasında mason olmuş ve bunu takiben de Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne 1907 yılında 322 numara ile üye yapılmıştır.”[7]




***Araştırmacı Bilal Şimşir, Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan, “Ingiliz Gizli Belgeleri’nde Atatürk” adlı çalışmasında, 29 Ocak 1921 tarih ve sayı 35, Istanbul Genel Karargahı’ndaki General Harington’dan Ingiltere Savunma Bakanlığı’na gönderilen “Şifre Tel No:1,9821-Gizli” kayıtlı evrakta, M. Kemal hakkında derlenen bilgilerde;

“Selanik ve Manastır’daki okullarda çalışkandı. Harbiye’de hararetli milliyetçi oldu. Arkadaşları arasında âsi yaratılışıyla sivrildi. Suriye’den Selanik’e atanınca, 1907’de Ittihat ve Terakki ve Italyan mason locasına girdi. Yetenekli bir kurmay subay ve yurtseverdi. Çanakkale savaşında Liman von Sanders’e itaatsizlik, Enver Paşayla kavga etti, bir gözünü kaybetti. Veliaht Vahidettin’le Avrupa’ya gitti. Mayıs 1919’da Anadolu’ya gönderilirken kendisine 40.000 lira verildi.”[8] denildiğini aktarmaktadır.

Ilgili cümlenin ingilizcesi aynen şöyle: “In 1907, General Staff Salonika, where he became member of C.U.P.*and initiated into Free Masonry in the Italian Lodge.”

*(C.U.P) : “Committee of Union and Progress”‘in kısaltmasıdır ve “Ittihat ve Terakki”nin ingilizce karşılıgıdır.

Ayrıca Sultan Vahidettin’in, Anadolu’ya gönderilen M. Kemal’e 40.000 lira para verdiği yazmaktadır. Belgede Anadolu’ya gönderilen kişi olarak “M. Kemal” yerine yanlışlıkla “Enver” yazılmış. Fakat hemen arkasına parantez içinde “sic” kısaltması eklenmiş. (sic) latince bir tabir olan “Sic Erat Scriptum”un kısaltmasıdır. Bu ifade, başka bir kaynaktan kopyalanan bir kelimenin yazılışından sonra yanlış hecelendiğini veya yanlış kullanıldığını göstermek için kullanılır.

Belgede dikkati çeken başka bir husus da, M. Kemal’in bir gözünü kaybettiğine dair verilen bilgidir.

***




[8] no’lu dipnotta bahsi geçen belge…***

Aynı şekilde, Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Sir H. Rumbold’un 27 Nisan 1921’de Ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği ve dönemin Türkiye’sinde yaşanan gelişmelerin (örneğin Istanbul ve Ankara Hükümetlerinin dış ilişkileri, Osmanlı donanmasının durumu, mevcut Osmanlı ordusu, polis teşkilatı, Istanbul ve Ankara’nın mali durumu, Milli Mücadele harekatının ilişkileri vs.) yer aldığı “Yıllık Rapor”da da, M. Kemal’in mason olduğu şu sözlerle ifade edilmektedir:


“Kurmay subaylığa hak kazanmasından sonra 1907’de Selanik’e atanmış ve aynı yıl içerisinde Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne girmek suretiyle farmasonlar arasına katılmış ve Ittihatçı fikirlerin en ateşli savunucularından biri olmuştur.”[9]



[9] no’lu dipnot ile ilgili… 27 Nisan 1921’de Ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderilen raporda M. Kemal’in mason olduğu yazıyordu***

Öte yandan, 1965-66 yıllarında Hollanda Grand Orienti araştırmacı üstadlarından Lowensteijn, ünlü Türk masonlarını araştırmaya koyulup, İstanbul’daki Obediyansa bir yazıyla başvurarak bilgi ve belge ister. Kendisine “Türkiye Büyük Locası Büyük Sekreteri Nafiz Ekemen” imzalı bir cevap gelir. Anılan yazıda Kargotich (Kargaliç) adlı eski bir Yugoslav masonun, Atatürk’ün Makedonya’da bir locada mason olduğu ve kalfa derecesine kadar yükseldiği hakkındaki ifadesi önemle aktarılır. Kargatovich’in, Yugoslavya Büyük Locası yıllığında M. Kemal’in Masonluğu hakkındaki bilgileri okuduğunu kesin bir şekilde dile getirdiği belirtilir.[10]

M. Kemal Atatürk’ün mason olduğu, pek çok ülke yayınında da açıkça yer almıştır. M. Kemal’in “beni en iyi anlatan kitap”[11] dediği “Bozkurt” adlı kitapta Atatürk’ün mason olduğu şu sözlerle ifade edilmektedir:

“M. Kemal Vedata Locası’nda bir birader olarak örgüte katıldı.”[12]

Aynı kitapta bir de şu hadise nakledilmektedir: “Fransız Sarraut, Cavid için kişisel bir ricada bulunmak üzere Ankara’ya gelmişti. Sarraut, Doğu Farmason locasının tanınmış bir ismiydi. M. Kemal’e meslekteki bir mason birader olarak başvurmuştu.”[13]

Başka bir delil ise, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından ve onun kalemşörlüğünü üstlenen Falih Rıfkı Atay’ın Bugün gazetesine manşet olan; “Evet, Atatürk bir masondu.” itirafıdır.[14]



Falih Rıfkı Atay’ın manşet olan itirafı. Bakınız; dipnot [14]

NOT: Falih Rıfkı Atay daha sonra bu haberi yalanlamış… Tabii ki yalanlayacaktı. Ama bu yetmez… Dikkat ederseniz haberde “masayı yumrukladıktan” sonra M. Kemal’in mason olduğunu itiraf ettiği bildiriliyor. Yani sinirli bir anında… Insanların sinirlendikleri anlarda ağızlarından bazı hakikatleri kaçırdıkları malum. Anladığımız kadarıyla Falih Rıfkı da sinirli bir anında böyle bir itirafta bulunmuş. Ancak daha sonra aklı başına gelmiş olacak ki söz konusu haberi yalanlamış. Buna rağmen Bugün gazetesinin bir düzeltme yaptığına dair bir bilgiye rastlamadık. Eğer Falih Rıfkı hakikaten böyle bir şey söylememiş olsaydı, Bugün gazetesine tekzip yazısı gönderirdi. Kaale alınmadığı takdirde mahkeme kanalıyla tekzip metninin neşredilmesini talep edebilirdi. Ama yapmamış… Demek ki o ortamda Falih Rıfkı’nın bu sözleri söylediğine birçok kişi şahit olmuştu. Şayet mahkemeye verseydi, o şahitlerin beyanlarıyla Falih Rıfkı’nın “Atatürk bir Masondu” sözü, mahkeme kararıyla tescillenecekti… Bu da hiç şüphesiz arzu etmedikleri bir netice olurdu. Böyle mühim bir mevzuda sadece “yalanlamak” yetmez; Mahkemeye başvurmalı ve ATA’sına sürülen bu “leke”yi temizlemeliydi.***

Diğer taraftan, Jürgen W. Diener, Beyaz Zambaklar dergisinde M. Kemal’in mason olduğunu yazmıştır. Diener onun Makedonya (Risorta et Veritas) locasına mensup bulunduğunu bildirir.[15]

G. Gamberini de “Mille Volti di Massoni” adlı 1975 tarihli çalışmasında, dünyanın bin ünlü masonu arasında Atatürk’e de yer vermektedir. Ayrıca 1988’de, Hamburg’da Atatürk’ü anma töreninin yapıldığı mason locasının duvarlarındaki dünyaca ünlü masonlar listesinde onun da adı bulunuyordu.[16]

Bu arada, 1932’deki “Beynelmilel Masonlar Birliği (AMI)”nin Büyük Konvan’ının, dönemin diktatörü M. Kemal Atatürk’ün tam kontrolündeki Istanbul’da toplanması anlamlıdır. O toplantıda dünyanın en üst kademe masonlarının Cumhurbaşkanı olarak M. Kemal’e gönderdikleri “bağlılık mesajları” onu kendilerine yakın saydıklarının delilidir. Atatürk’ün mason olduğunu, dünyaca ünlü Özgür Ansiklopedi “Wikipedia” (Almanca ve Ingilizce) da bildirmektedir.[17]



Wikipedia (Ingilizce) : Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938), National hero and founder of the modern Republic of Turkey. Macedonia Risorta Lodge No. 80 (some claim Lodge Veritas), Thessaloniki ***



Wikipedia (Almanca)***

M. Kemal’le Mütareke yıllarında Istanbul’da tanışan mason Kont Sforza da “Modern Avrupa’nın Kurucuları” adlı kitabında onun mason olduğunu yazmıştır.[18]

Bunların dışında, Daniel Ligou’nun “Mason Ansiklopedisi”nde ve daha pek çok kaynakta Atatürk’ün mason olduğu belirtilmektedir.[19]




Daniel Ligou’nun “Mason Ansiklopedisi”nde Atatürk’ün mason olduğu belirtilmektedir. Bakınız; dipnot [19]***

Şayet M. Kemal mason ise, localar niçin ona hala açıktan sahip çıkmamaktadır?

Bu soruyu mason yazar Tamer Ayan, yakın tarihte yayınlanan “Atatürk ve Masonluk” adlı kitabının önsözünde kısaca şöyle cevaplandırmaktadır: “Eski mason yöneticileri, Atatürk’ün mason olduğu ortaya çıktığı takdirde, bu sıfatının Atatürk’e zarar vereceğini düşündüklerinden(…). ‘Ya Atatürk’ün mason olduğunun duyulması ona zarar verirse?’, ‘Ya da, Atatürk düşmanlarının eline kötüye kullanabilecekleri yeni bir koz verilirse?’ “[20] kaygısıyla sessiz kalmayı yeğlemişlerdir.


Nitekim Atatürk’ün mason olduğunun anlaşılmasının tepki yaratmasından endişe duyanlar arasında, bu konuda belgesel araştırmalar yapan ve önemli ip uçları yakalayan mason araştırmacı Osman Zeki Koylan da vardır. “Koylan, dönemin büyük üstadına gönderdiği (…) Atatürk’ün masonluğuna ilişkin bazı verileri, hatta kendisine göre kanıtları içeren 12 Ekim 1981 tarihli önemli mektubunu, bu konuda duyduğu endişeyi, aşağıdaki cümlelerle dile getirerek bağlar:

‘Netice itibarı ile: bize karşı umumi (genel) bir antipati (soğukluk) devam ettiğinden, Atamızın intisabı konusunun harice (dışarıya) intikalini asla tecviz etmiyorum (onaylamıyorum). Mamafih (bununla birlikte) localara tamimini takdirinize arz ederim… Yıllarca araştırmalara rağmen bir türlü çözümlenmeyen bu meçhulü gün ışığına çıkarmak bana nasip oldu.”[21] diyerek Atatürk’ün masonluğunu belgelediğini söyleyerek sorumuzun cevabını vermektedir.

Mason localarının Atatürk’ün şefliği döneminde kapanması (1935) mevzuuna gelince… Araştırmacı Suat Parlar, çalışmasında, Atatürk’ün mason olduğuna dair kuvvetli iddialar bulunduğu, en azından masonluğu felsefe olarak benimsediği bilindiği halde, 1935’de mason localarının niçin kapandığı meselesine eğiliyor ve şöyle diyor:

“Devletin en önemli kurumlarının başında zaten masonlar varken, (locanın) malvarlığı konusunda alınacak tedbirler, sembolik olmaktan öte bir anlama sahip değildi!”[22]




Bu resim, M. Kemal Atatürk’ün mason olduğunu îtiraza mahal bırakmayacak bir şekilde göstermektedir***

Peki bu el işareti ne anlama geliyor? Parmaklara dikkat ediniz ***

M. Kemal’in özel hekimi ve yakın arkadaşı olan Büyük Üstad Mim Kemal Öke’nin Mason Derneği’nin 1949 yılındaki büyük kongresinde yaptığı ve Türk Mason Dergisi’nin birinci sayısının 12-14’üncü sayfalarında yayınlanan konuşmasında bu konuyla ilgili olarak söyledikleri aydınlatıcıdır:

“Memleketin siyasi akışları bir an için bizim mesaimizi men etmişti. Bu yalnız bizim değil, Türk Ocakları, Kadınlar Birliği vesaire gibi teşekküllere de teşmil edilmişti. Bu tatili mesai bir kapanış değil, bir ima üzerine olmuştur. Atatürk mason teşekkülü için çok büyük iltifatta bulunmuş, Ankara’daki binaya her yıl 3 bin lira yardım etmişlerdir. Bugün başımızdakiler de aynı yardımda bulunmuşlardır. Atatürk memleketimizi ziyarete gelen tanınmış şahsiyetleri bu lokalde kabul ve ziyaret etmiştir. Mason teşekkülünü Atatürk kapattırmamıştır. Siyasi ahval o zaman böyle bir imayı mecburi kılmıştır. O zaman başkanlıktan Mareşal Fevzi Çakmak’ın emri üzerine ayrılmıştım. Mareşal askerlerin bu kabil teşekküllerde bulunmamalarını emretmiştir. Ortalığı karıştırmak, şahsi taassuplarını kullanmak isteyen baykuşlara bu kürsüden tekrar ediyorum: `Bu teşekkül Atatürk’ün ruhunu tazib (ruhuna azab) etmemiş, taziz etmiştir (sevgi ile anmıştır).”[23]

Mason Yazar Tamer Ayan da bu konuyu ele alarak, “Eğer Atatürk masonlara yapılan suçlamalara inansa, hatta inanmak değil şüphe bile etse; üzerine titrediği rejimin selameti için Masonluğu kanun yoluyla kapatmaz, hatta masonları Istiklal mahkemeleri ve Takriri Sükun Kanunları gibi olağanüstü yöntemlerle sindirmez miydi?” diye sorarak şu hükmü veriyor:

“(…) Atatürk, ülkeye ışık veren bu pencereyi tuğlayla ördürüp iptal ettirmemiştir; ancak kamuoyunu ve rejimi masonluğun aleyhine yönlendiren ve şartlandıran antimasonik baskı ve propagandanın, masonluğa telafi edilmez ölçüde zarar vermesini önlemek amacıyla, sadece perdelerinin ev sakinlerinin eliyle kapatılmasını ve oturanların da tatile çıkmasını sağlamıştır. Özetle Atatürk masonluğu yasaklatmamıştır. Bilakis böylesi bir ılımlı çözümle zulümden kurtarmıştır.”[24]

Kaldı ki, masonlar, M. Kemal Atatürk’ün gazetesi Anodolu Ajansı’nda şu bildirgeyi yayınlamışlardır:

“Mes’ul ve maruf (sorumlu ve herkesçe bilinen) imzalar altında Ajansımıza verilmiştir. Türk Mason Cemiyeti memleketimizin sosyal tekamülünü ve günden güne artan muazzam terakkilerini dikkate alarak ve Türkiye Cumhuriyetinde hakim olan demokratik ve cidden laik prensiplerin tatbikatından doğan iyilikleri müşahede ederek faaliyetine, bu hususta **hiç bir kanun olmaksızın** nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketimizin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halk Evlerine teberruu muvafık (bağışı uygun) görmüştür.”[25]

Ayrıca Şükrü Kaya hükümet adına kamuoyuna yaptığı resmi açıklamada; “Türk Masonları kendi **ideallerinin hükümetin esas programına dahil olduğunu** görerek, kendi teşkilatlarını **kendileri fesh etmişlerdir. Hükümetin bu iş üzerinde hiç bir teşebbüsü ve alakası yoktur.” ** diyerek durumu belirtmiştir.


M. Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetçi (daha doğrusu diktatörlük) kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın resmi web sitesinde açıklanan kadro:

Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa, Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan Hasan Saka, İçişleri Bakanları Şükrü Kaya ve Mehmet Cemil Ubaydın, Dışişleri Bakanları Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüştü Aras, Sağlık Bakanları Rıza Nur, Adnan Adıvar, Refik Saydam, Behçet Uz, Milli Eğitim Bakanları Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakanı Sırrı Bellioğlu, Milletvekilleri Cevat Abbas, Atıf Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Reşit Saffet Atabinen, Memduh Şevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Sılay, Ahmet Ağaoğlu, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve Belediye Başkanı Süleyman Asaf İlbay, İstanbul Valileri Muittin Üstündağ, Lütfü Kırdar, Danıştay Başkanı Mustafa Reşat Mimaroğlu, Jandarma Genel Komutanı Galip Paşa, İstiklal Mahkemesi Başkanı Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet Ali Paşa Atatürk’ün çevresinde ülkeye hizmet (!) etmiş Masonlardır.[26]

Yazıda sunduğumuz delilleri, beyni resmi ideoloji telkiniyle yıkanmış olup düşünme mekanizmasını kullanamayanların kabul etmesi elbette güç.

Fakat, Mason dergisi “Büyük Şark”ta, mason üstadı Fahrettin Kerim’in yayınlanan bir yazısındaki şu sözleri dikkat çekici ve düşündürücüdür; “Türk Masonları inkılap yolunda Gazinin (M. Kemal’in) en sadık en disiplinli askerleridir.”[27]




[27] no’lu dipnotta bahsedilen, mason üstadı Fahrettin Kerim’in mason dergisi “Büyük Şark”taki yazısının tamamı ***

Büyük Üstat ! Şekûr Okten’e göre M. Kemal Atatürk “ideal Mason tipi”dir:

“Atatürk’ün ruh ve fikir yapısına baktığımızda, O’nda, “ideal Mason” tipine yakın bir şahsiyet görüyoruz. Masonluğun bütün ana prensipleri, evvela şahsiyetinde ve sonra, bu şahsiyete uygun düşen eserlerinde mevcuttur.”[28]

Netice… M. Kemal Atatürk mason muydu?

Bize göre, evet, M. Kemal Atatürk bir masondu ve “3’üncü dereceye” kadar yükselmiştir. Ancak M. Kemal Atatürk, kendi sözleriyle sabit olduğu üzere, tabiata tapıyordu…[29] Yani ateistti. Masonlukta ise bir yaratıcıya (Evrenin Ulu Mimarı) inanılmaktadır. Dolayısıyla, M. Kemal Atatürk’ün ateist olduğu anlaşıldıktan sonra ihraç edilmesi icab ediyordu, lakin masonlukta “ihraç” olmadığından dolayı M. Kemal Atatürk ihraç edilmek yerine, masonların tabiriyle “uykuya yatırılmıştır.”

Nitekim M. Kemal Atatürk’ün, masonlukta “3. Derece Nizam Vaziyeti”[30] şeklinde birçok resmi bulunmaktadır.


Masonlukta “3. Derece Nizam Vaziyeti.” Bakınız; dipnot [30]*****

***



***

**


M. Kemal Atatürk’ü mason nizam duruşuyla gösteren birçok resim mevcuttur ***


***


***


***


***



**********KAYNAKLAR:

[1] Nesta H. Webster, Gizli Cemiyetler ve Yıkıcı Faaliyetler, Londra, 1928, sayfa 284.

[2] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 127.

[3] Morning Post gazetesi, 1920. Aktaran: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 127.

[4] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 92.

[5] Mimar Sinan Dergisi, Semih Tezcan “Mim Kemal Öke ve Atatürkle Diyalogu” 1998, sayı 109, sayfa 16. Aktaran: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-160.

[6] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-160.

[7] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-161.

[8] Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1979, cild 3, sayfa 96. (2. Baskı, cild 3, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2000, sayfa 96, 97.) Ingiliz Arsivi. Foreign Office 371/6465/E.1473.

[9] Londra Kew Gardens, Public Record Office, Ingiltere Dışişleri Bakanlığı (Foreign Office) 371/6469/E.5233/1/44’den naklen: Yrd. Doç, Dr. Ali Satan, Ingiliz Yıllık Raporlarında Türkiye (1920), (Çeviri: Burak Özsöz), Tarihçi Kitabevi, Istanbul 2010, sayfa 209.

[10] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 186.

[11] Yalın Alpay, gazetesiz.com.tr, 17 Ocak 2011.

Ayrıca bakınız: Engin Ardıç, Sabah, 05 Mart 2011.

[12] H.C. Armstrong, Bozkurt, Arba yayınları, Çev. Gül Çağalı Güven, birinci baskı, Istanbul 1996, sayfa 16.

[13] H.C. Armstrong, Bozkurt, Arba yayınları, Çev. Gül Çağalı Güven, birinci baskı, Istanbul 1996, sayfa 198.

[14] Bugün Gazetesi, 6 Eylül 1968. (Bu dipnot ile ilgili yazıda fotoğraf bulunmaktadır.)

[15] Jürgen W. Diener, Beyaz Zambaklar dergisi, Mart 1938, sayı 38.

[16] Suat Parlar, Türkler ve Kürtler, Bağdat Yayınları, sayfa 496, 497.

[17] Wikipedia Almanca:

http://de.wikipedia.org/wiki/Gro%C3%9Floge_der_Freien_und_Angenommenen_Maurer_der_T%C3%BCrkei#cite_note-10

Almanca Wikipedia’nın Kaynakları:

1 – “List of famous Masons compiled by Abbey Lodge, Abingdon, UK”. Abbey.lodge.org.uk. Retrieved 2012-08-08.

2 – Robert A. Minder: Freimaurer Politiker Lexikon. Edition zum rauhen Stein, ISBN 3-7065-1909-7, S. 229-231.

Ayrıca bakınız; Eugen Lennhoff, Oskar Posner: Internationales Freimaurerlexikon (Uluslararası Masonlar Sözlüğü), Herbig Verlagsbuchhandlung, 2000, sayfa 92.

Wikipedia Ingilizce: http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Freemasons#cite_note-50

Ingilizce Wikipedia’nın Kaynakları:

1 – Hamill, John and, Gilbert, R. A., Freemasonry: A Celebration of the Craft‎, Page 226. Paul & Company, 1992, ISBN 0-9516355-2-2

2 – “Freemasonry in Turkey – Address given to Palestine Lodge 189 by Kaya Pasakay, Former Grand Master of the Grand Lodge of Turkey”. Palestinelodge189.com. Retrieved 2010-01-12.

3 – “List of famous Masons compiled by Abbey Lodge, Abingdon, UK”. Abbey.lodge.org.uk. Retrieved 2012-08-08.

[18] Kont Sforza, Les Batissenrs de L’europe Moderne.

[19] Daniel Ligou, Ansiklopedi, Dictionnaire Universal De La Franc-Maçonnerie. (Bu dipnot ile ilgili yazıda fotoğraf bulunmaktadır.)

[20] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 10.

[21] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 37.

[22] Suat Parlar, Türkler ve Kürtler, Bağdat Yayınları, sayfa 496, 497.

[23] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Yurt Kitap Yayın, Istanbul, 2008, sayfa 229, 230.

[24] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Yurt Kitap Yayın, Istanbul, 2008, sayfa 340.

[25] Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935.

Gazete küpürü ve tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/09/21/ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

Söz konusu haber yerel basında yayınlanmıştır. Bakınız; “Türk Mason Cemiyeti Kendi Kendini Feshetti”, Varlık Birlikte Yaşar, 11.10.1935, sayfa 2.

[26] Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası resmi web sitesi

[27] Masonların “Büyük Şark” dergisi, Ikinci Kânun – Şubat, 1934.

[28] Büyük Üstat Şekûr Okten, Mimar Sinan Dergisi, yıl 1981, sayı 41, sayfa 5. Bu dergi, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının yayın organıdır.

[29] M. Kemal Atatürk’ün tabiata taptığına ilişkin sözleri için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

[30] Masonlukta “3. Derece Nizam Vaziyeti”nin fotoğraftaki şekilde olduğuna dair bakınız; Masonlar Büyük Locası Üstadı Celil Layiktez, Başlangıçtan Bugüne Kadar Ritüelimizin Inkişafı, Mimar Sinan Yayınları No:1, Yenilik Basımevi Istanbul 1972, Üçüncü Dereceye Mahsus Muhtıra, sayfa 11. (Bu dipnot ile ilgili yazıda fotoğraf bulunmaktadır.)

NOT:Erol Karayel’in çalışmasından büyük ölçüde istifade edilmiştir. Son 5 resim “Tevbe.org” sitesinden “gokkusagi” rumuzlu üyeden alıntılanmıştır.

.http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/13/m-kemal-ataturk-mason-mu-ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/