25 Haziran 2015 Perşembe

BU ‘UĞUR’ NEREYE ‘KOŞAR’?



Bu koşu ‘Uğur’ getirmez!
Son zamanların en çok satanlar listesinin başında Uğur Koşar’ın kitapları geliyor. Kendini “modern çağın aydınlanmış bilgesi(!)” olarak tanımlayan Uğur Koşar, Yaratan’ın kendisine “kendini bulma, izleme, derin bakma rahmeti verdiği”ni iddia ediyor. 

Sıklıkla bizim ‘az’, batı toplumlarının ise daha ‘çok’ okuduğundan söz edilir. Bu tespitler ‘doğru!’
 
Okumak ama nasıl? İsterseniz soruyu şöyle soralım: Çok okuma adına herkes önüne geleni mi okumalı? Popüler eserler ve yazarları mı yahut akademik yayınları mı tercih etmeli?
 
Sizler neyi tercih edersiniz bilemem. Ama iyiyle-kötünün, hakla-batılın birbirine karıştığı günümüz dünyasında önüne geleni okumak yerine, ümmi kalmayı tercih edenlerdenim. Eserden daha öncelikli olan şey yazar ve seçtiği konulardır. Bu her zaman eserin önüne geçer ve geçmeli de.
 
Aklı karışık, maksadı ifsat olan, kirli bir amaca hizmet eden, metin içine tuzaklar kuran, bilinçaltına saldıran, ticareti ön plana almış eserleri asla okumam. Bunu fark ettiğim anda o yazarı ve yayınevini fişlerim. Eserine kanaatimi not ederim.
 
OKUMA SORUNU VE TÜRKİYE
 
Çivisi çıkarılan Türkçede ‘okumak ‘ kelimesi hem diplomalı cahiller için, hem de bilgi öğrenmeyi dert edinmiş kimseler için kullanılıyor. Bu sebepten işler/kavramlar birbirine karışıyor.
 
Devlet denilen müesseselerde rol alan bürokrat ve siyasetçilerin neredeyse tamamı üniversite mezunu, pek çoğu lisansüstü eğitimler yapmış kimseler. Okullarımızı üniversite mezunları idare ediyor. Üniversitelerimiz profesörlerle dolu. Güya bunlar ‘okuyan’larımız ama sonuç ortada!
 
Bir üniversite herhangi bir bölümünü bitirmiş iseniz artık kesin olarak ‘uzman’, bir üniversiteye kapak atmışsanız da, kesin ‘bilim’ adamısınızdır. Her şeyi “siz” bilirsiniz, hatta bilmediklerinizi de.
 
Kimsenin işine yaramayacak bir konuda doktora ve doçentlik tezi hazırladığınızda da size “profesör” derler. Sonrası kasıntı…
 
Bu eğitimli taifenin pek çoğunun bilmediği tek şey, bilmediğini bilmemek! İşin kötüsü bu komik hallerini de bilmezler.
 
Bir lisanın tahrif edilmesi, bir toplumun geçmişle bağını koparmakla kalmaz, aynı zamanda geleceğini yok eder. Bilgi ve zihin karmaşasına yol açar. Bilgi, ilim, bilim, irfan, hakikat, hak, hukuk, adalet, tasavvur kısaca her şey yok olur, birbirine girer. İyiyle kötü ayırt edilemez hâle gelir.
 
Üniversite mezunlarınınız, idarecileriniz ve kanunlarınız ümmilik ile cehaleti, bilgi ile diplomayı, tecrübe ile malumatfuruşluğu birbirine karıştırıyor ise, orada işler ehline teslim edilmez ve kitapların pek çoğu da hakikatten bahsetmez hâle geliverir.
 
Nasıl ki, yapılar mütekebbirleşmiş ve insanların çoğu buralarda hayat sürmeyi ‘adam olmak’ sanır hale gelmişse, okuyanların pek çoğu da tahrifkâr eserlere itibar eder hâle geliverirler.
 
Otogarlardan dinlenme tesislerine, kitap eklerindeki tanıtımlardan korsana kadar hemen her yerde satılan eserler pek ilgimi çekmese de, zaman zaman ‘insanlar hangi kitapları okur’ diye merak eder, kitap satış sitelerinin çok satanlarını incelerim.
 
Mesela son zamanların meşhur ve popüler sözde yazarlarının faidesizliği bir yana, zararlı uyduruk metinlerini okuyarak zamanımı çöpe atmam.
 
Bugün yayıncıların bir bölümü okurun zaafını çok iyi keşfettiği için, sipariş kitap yaptırıyor. A kişisi yazıyor, popüler kişinin adıyla basılıp, telif kırışılıyor. Hatta öyle ki, bir mesele dert edinilip, üzerinde çalışıldığı için değil, yazarın artan popülaritesinin ranta dönüştürülmesi için birkaç haftada uyduruk eserler raflarda boy gösterebiliyor.
 
Kurgulanmış adamlara kurgulanmış eserler kaleme aldırırlar. Kimileri ise batılı kavramları eleştirirmiş gibi yaparak, şer ve şer güçlerin propagandasını yaparlar. Biraz din, biraz milliyetçilik serpiştirerek güven vermek isterler. Biraz aşk, biraz müstehcenlik serpiştirerek zaaflardan yararlanırlar. Hakikati söylermiş gibi yapıp, vehim ve korkuları beslerler. Doğru yolu gösterirmiş gibi yapıp, tahrif ederler. Küfrü ve şeytanî yapıları olduğundan büyük ve yenilmezmiş gibi takdim ederler.
 
BU ‘UĞUR’ NEREYE ‘KOŞAR’?
 
Son zamanların en çok satanlar listesinin başında Uğur Koşar’ın kitapları geliyor. Kendini “modern çağın aydınlanmış bilgesi(!)” (Kendini Bilen Rabbi’ni Bilir s.21) olarak tanımlayan Uğur Koşar, Yaratan’ın kendisine “kendini bulma, izleme, derin bakma rahmeti verdiği”ni (s.26) iddia ediyor.
 
İsimleri bile en basit anlamda pazarlama kurgusu içeren ancak daha derin hedefleri olduğu sezilen Uğur Koşar’ın kitaplarını baştan sona okumak yerine, şöyle bir göz gezdirdiğinizde sahih anlamda okura vereceği hiçbir şeyinin olmadığını görürsünüz.
 
Bu tip kitapların riski sadece paranız ve zamanınızın boşa gitmesiyle sınırlı olsa keşke! Bu durumda bir daha almaz ve okumazsınız. Ama özellikle Koşar’ın kitapları mayın tarlası gibiler. Bu mayınlara siz basmasanız da birileri gelir basarda, maazallah inancını yitirebilir.
 
Eserlerinden noktası virgülüne dokunmadan birkaç bölümü iktibas edelim de, ne demek istediğimiz anlaşılsın.
 
Yaradan sana neden Hıristiyan oldun ya da neden Yahu­di oldun diye sormayacaktır. O sana neden benim yolumda olmadın diye soracaktır. Onun yolu sevgi yoludur. Çünkü O sevginin kaynağıdır ve unutma tüm mezheplerin, dinlerin yolları O'na uzanır. Şimdi bir çocuk Hıristiyan bir toplumda doğmuşsa o na­sıl Müslüman olsun? Allah senin yüreğindeki sevgiye bakar. Ayırım yapan zihindir.

Sana, sen bir Hıristiyan'sın derler, ona sen bir Müslüman'sın derler. Yaradan huzurunda herkes birdir, O herkesi eşit yaratmıştır, o halde bu ayrımı neden yapıyorsun? Sevgi gerçek dindir.

Yaradan namaz kılmanı ister ve namaz kılmaya izin veren Yaratıcı aynı zamanda meditasyonun doğmasına da izin vermiştir. Meditasyon Buda taralından ortaya çıkmış olabilir, fakat Yaradan izin vermeden bir ağacın yaprağı bile yerin­den nasıl oynasın?

Sence Yaradan namaz kılmanı ve meditasyon yapmanı neden istemiştir, buna neden izin vermiştir? Çünkü namaz kıldığında ya da meditasyon yaptığında zihinden arınırsın, içsel yolculuğuna doğru yolculuğa çıkmışsındır…” (Kendini Bilen Rabbi’ni Bilir s.142)


“Önemli olan se­nin öz niyetindir, sen Tanrı da desen yahut sen Allah da desen önemli olan kullandığın kelime değildir. Ben Allah diyorum, batı Tanrı diyebilir, doğu Yaradan di­yebilir. Tüm yollar O'na uzanır, sen Müslüman da olsan, sen Yahudi de olsan senin yolun O'na ulaşacaktır. Anlıyor musun?” (Kendini Bilen Rabbi’ni Bilir s.224)
 
Daha fazla örnek vererek yazıyı uzatmaya gerek yok. Dinler arasında bir fark olmadığı iddia edilip, bir nevi deizm propagandası yapılıyor.
 
ÖZETLERSEK NE DİYOR UĞUR KOŞAR;
 
BirTıpkı Kemalizm’in tozu dumana katıp, ezanı yasakladığı günlerde olduğu gibi, Allah’ın kendine verdiği benzersiz “Allah” ismi ile daha çok beşeri, sözde ilah ve putları ifade eden uydurulmuş “Tanrı” kelimesinin aynı şey olduğunu iddia ediyor.
 
İkiDinlerarası diyalogcular ve masonların yaptığı gibi; Hıristiyan, Yahudi veya Müslüman olmanın önemli olmadığını iddia edip, tahrif edilmiş sözde dinler ile tertemiz sahih vahyi aynı kefeye koyuyor.
 
Üçİlahi emir olan namaz kılmak ile meditasyon denilen uyduruk etkinliği aynı şeylermiş gibi göstermeye çalışıyor.
 
DörtMüslüman anne babadan doğmamış kimselerin Müslüman olamayacağını, dahası Müslüman olmasına gerek olmadığına hükmediyor.
 
BeşKötülük ve zulümlere de Allah’ın izin verdiğini iddia edip, çaktırmadan kötülüklerin faturasını Allah’a kesiyor.
 
Bunlar sadece “Kendini Bilen Rabbi’ni Bilir” adlı kitabından birkaç örnek. Katliam bunlarla sınırlı değil, ama bu katliamlar daha fazla örneğe ihtiyaç duyurmayacak nitelikteler.
 
Uğur Koşar daha ne yapsın? Amacının anlaşılması için daha ne yazsın?Sahi biz bu kadar açık tahrifatı bile anlayamıyor muyuz? Yoksa okumak için değil de, gösteriş için mi alıyoruz yüz binlerce kitabı(!)
 
Hadi okurlar kitapların adları, popülarite ve reklamlarından etkilendi diyelim. Ramazan boyu Beyazıt Kitap Fuarı’nda birçok yayınevi bu eserleri, neden kendi kitaplarının önünde tuttular?
 
Ey insanlar! Bu yazılanlar sehven yapılan bir şaşkınlık değil, aksine kasıtla yapılan bir tahrif… Şerre hizmet eden bu metinlere inanılsa, maazallah insan imanından olabilir.
 
Kalemşörler bu hususta neden sessizler? ‘Dindar medya’ bu adamları neden reklâm ediyor? Neden ekranlarına çıkarıyor?
 
Yazık değil mi bu millete?
 
Bu tür işe yaramaz şeyleri alıp, ‘Tevhid’in parçalanmasına daha ne kadar izin vereceğiz? Daha ne kadar rastgele okuma yapacağız? Ne zaman anlayacağız irfanî gelenekle, tahrif hareketlerinim arasındaki farkı?
 
Sahi ne zaman?
 http://mana-hayat.tumblr.com/post/96156138431/bu-kosu-ugur-getirmez-son-zamanlar-n-en-cok




11 Haziran 2015 Perşembe

Faiz: Kredi, Kar Payı, Borsa ve Döviz










Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.
Bakara 278

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) faiz yiyene, yedirene, faiz muamelesini yazan kimseye ve bu muamelenin şahitlerine lanet etti! ve:
‘Onlar günahta eşittir!’ buyurdu.”
Müslim 1598/106

Kredi ve kredi kartı faizsiz olmayacağı için bu konuda detaya gerek yok
KREDİ ÇEKMEYİN! , KREDİ KARTI KULLANMAYIN!!!

kredi kartı kullanmak zorunda kalanlar mümkünse taksit yapmasın
taksit yapmak zorunda kalırsa borcunu zamanında ödesin
eğer borcunu tam ödemezse faize bulaşır

bunun için en iyisi kredi kartını hiç kullanmamak


Faiz ile Kar Payının Farkı Nedir?

Faiz, belirli bir miktardaki anaparanın belirli bir vadede, belirli bir oranda elde ettiği getiri olarak tanımlanabilir. Yani borç verenin (banka ya da özel kişi) vadeyi ve oranı belirlediği, alanın da kabul ettiği bir uzlaşma söz konusudur. Faizli uygulamalarda her iki taraf, üzerinde anlaşılan vade geldiğinde anaparanın dışında ne kadar vereceğini ya da alacağını bilmektedir.
Faizsiz çalışma esasına dayalı kar payı ise, taraflarca belirlenen vadeye kadar ticari veya sınai bir ekonomik faaliyette kullanılan anaparanın elde ettiği karın vadesi geldiğinde anlaşılan oranda taraflara dağıtılan kısmıdır. Vade sonunda elde edilen getiri, yani kar, % 80'i tasarruf sahibine, % 20'si kuruma olmak üzere dağıtılır. Kar payı esasına göre çalışan sistemde anaparanın vade geldiğinde ne kadar kazandıracağı belirli değildir. Kredilendirilen projelerden zarar edilmesi de ihtimal dahilindedir. Faizli sistemde ise bu mümkün değildir, vade geldiğinde önceden taahhüt edilen tutar mutlaka anapara sahibine ödenmelidir. Kısaca, kar payı ile faiz arasındaki temel fark, faizde anaparanın vade sonundaki kazancı taahhüt edilirken, kar payında kazancın destek verilen projelerin verimliliğine göre oluşmasıdır.

Döviz Kredilerinde Faiz İndirimi ve Vade Düzenlemeleri

Faiz ve Kar Payı Oranları

faize haram deyip kar payı alan insan
  1. evet vardır böyle amcalar.faiz almadıklarından bankacıların yeni geliştirdikleri kar payı denen sistemle çalışırlar istemem yan cebime koy misali.bilirler bal gibi ikisinin de aynı şey olduğunu ya işlerine gelir.en çok korkulması gereken yozlaşmış insanlardır,kaçınılmalıdır!!

  1. fıkıhta yazdığını iddia ederler.ama nedense kar payı faiz gibi garanti gelir olur.hiç düşmez.hatta bir şey satarkende vade farkı alırlar.faiz haram değil mi hacı amca diye sorulduğunda yine fıkıhtan hareketle malımın değer kaybı bedeli derler.hakkını yemeyelim bir kısmının hesabı vadesiz dövizde olur.2 yıldır batakdadırlar…
  2. ekleme: kar payı ve faiz kelime anlamı olarak farklı iken, finans kurumlarında işlev aynıdır.nasıl bankalarda faizler değişmektedir.onlarda da kar payı oranları değişmektedir.http://www.albarakaturk.com.tr adresinden bugünkü kar payı oranlarını görebilirsiniz.aynısını herhangi bir banka internet adresinden de görmek mümkündür.fark nedir?
  3. bu arada finansman kar payı oranıda kredi faizi anlamına gelir.

Kar payı Müslümanları kandırmak için oluşturulmuş düzenektir.
Kar payından uzak durun!!!

BORSA

Borsa ile uğraşanlar, alın teri dökmüyor, çalışmıyor. Kumardaki gibi alıyor veriyor, kazanıyor ve kaybediyor.
Borsa, inancımıza göre ticaret de değildir. Çünkü alışverişlerde mal ortada olacaktır, alan ne aldığını bilecektir. Alanın elinde bir değer olacaktır, kağıt bir değer değildir.
İslam’da yatırım faydalı yere yapılacaktır. Paraların nereye gittiği bilinecektir…
Borsada değer, belli güçler tarafından düşürülüp yükseltilebiliyor. Aldatıcı oluyor.
Kâr-zarar nedeniyle caiz gösterilemez. Piyangoda da kazanabilir de kaybedebilir de.

Kâr dağıtımına gelince gerçek değerlere uygun olmuyor, aldatıcı oluyor, vurgunculara gün doğuyor.
Borsa aldatıcıdır. Ne zaman ne olacak belli değildir. Borsa mağdurları ortada iken meşru olduğu söylenemez. Bütün hak mezheblere göre ortada olmayan, görünmeyen ve bilinmeyen bir şeyin alımı satışı caiz değildir.

döviz almak google.png

DÖVİZ

DÖVİZ her zaman tartışmalı bir konu olmuştur.
eğer ülkenizi seviyorsanız ve güçlü kalmasını istiyorsanız döviz alıp yastık altına koymamalısınız!!!
Dini boyutu sakıncalıdır (müslüman sakıncalı şeylerden uzak durmalıdır)

DÖVİZ ALMAK (bu durum yabancı ülkeye göç edenlerin ve ya gezi maksatlı gidenlerin uygulayabileceği bir metoddur)
parayı alıp yastık altı yapmak ülke ekonomisine zarar vereceği ve (mesele dolar alıyorsanız bu gavur amerikaya yardım yapmaktır)

Döviz alım satımında yalnız bir sakınca vardır. O da hangi ülkenin parası ise, o ülke güçlendirilmiş olur, parasının değeri yükseltilmiş olur.

forex
Eğer bu sistem İnglizce FOReign EXchange'ten kısaltılmış olan Forex ise bu, ülkelerin milli para birimlerinin değişim piyasasıdır. Yani bir çeşit döviz ile başka dövizlerin alındığı veya satıldığı piyasadır. Döviz pariteleri fiyatları burada belirlenir. Piyasanın ana katılımcıları bankalar ve broker şirketleridir. Broker şirketleri müşterilerinin alım/satım isteklerini yerine getirirler.

Dünyanın en büyük bankaları birbirleriyle özel iletişim ağıyla bağlantılıdırlar. Tüm işlemler bu bankacılık ağı yardımıyla gerçekleşir. Bu bilgi ağlarından herhangi bir bankanın verdikleri dolar veya euro fiyatını hemen öğrenilebilir. Dünyadaki döviz fiyatları serbest piyasa (dalgalı piyasa) kurallarınca talep ile belirlenir, devletler buna serbest piyasa kuralları çerçevesinde nadiren karışırlar. İki bankanın verdikleri parite fiyatları arasında farkın olması halinde teorik olarak ucuz olanı alıp pahalıya satılabilir. Bu durumda piyasadaki ucuzdan alış ve pahalıya satış kısa zaman içinde iki tarafta da fiyatları eşitler. Bu yüzden dünya üzerinde parite fiyatlarında aynı zaman içinde pek değişiklik olmaz. Fakat parite fiyatları zaman içinde çok değişebilir. Bu değişim kaotik değil; her zaman belli kurallar çerçevesinde olur. Bu kuralları bilen kişi bu değişimlerin ne yönde ve ne zaman olacağını tahmin edebilir.

Bu çeşit para piyasalarında kişi, dolar ve euro gibi başka ülkelere ait paraları satın almakla her ne kadar o ülkelerin ekonomisine katkıda bulunmuş olsa da, bu işlem esnasında faizli işlemde bulunmuş olmaz.

Forex piyasasının mahzurları şöyledir:
- Yatırılan paranın dört yüz katı alım-satım gerçekleştirilebilmesi konusu ise; sarf akdinde (altın, gümüş, döviz, TL vb. para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değiştirilmesinde/satılmasında bedellerin peşin olması gerektiğinden hareketle, bedellerden birinin veresiye olması halinde yapılan işlemi faize dönüştüreceğinden, sadece yatırılan para kadar alım-satım gerçekleştirilmelidir. Yani kişi bin dolarlık bir hesabı varsa bundan daha fazlası ile işlem yapamaz. Aksi takdirde bu işlemde faiz endişesi söz konusu olacaktır. Faizin her çeşidi ise dinimizde haramdır.
- Frox piyasasında işlem yapmanın caiz olmamasının nedeni sadece kaldıraç sisteminin mevcut olması da değildir. Zira bu tür piyasalar uluslararası yabancı para birimlerinin, altın, platin ve petrol gibi çeşitli değerli madenlerin birbirleriyle anlık değişildiği ve anlık dalgalanmalardan para kazanılan bir piyasadır. Para değişimlerinde de Hz. Peygamber, "veresiye ile veresiyenin mübadelesini yasaklamıştır" (Suyuti, el-Camiu's-Sağir, 6/330. Hadis No:9470). Bu itibarla, mali mübadelelerde bedellerden en az birinin peşin olması, diğer bedelin de ödeme gününün tesbit edilmesi gerekir. Bedellerden her ikisinin de veresiye olması caiz olmaz. Bu hususta ulema icma etmiştir (görüş birliğine varmıştır). Buna göre forex piyasasında kaldıraç olsun veya olmasın döviz alım-satımı caiz değildir. Çünkü forex piyasasında alış veriş yapıldığı anda teslim ve tesellüm gerçekleşmemektedir. Halbuki dinimize göre altın, döviz ve hisse senedi türünden değerlerin gelecekte teslim alınması ve bedellerinin de gelecekte teslim edilmesi şeklinde bir akit caiz değildir. Bu tür bir akit üzerinden yapılacak olan diğer işlemler de caiz değildir.(Diyanet İşleri Başkanlığı)
Özetle:
- Bilgisayar ortamında alış-veriş işlemi yapmak caizdir.
- Bu işlem şayet bir döviz alım-satımı ise, döviz alım satımının peşin olması durumunda caizdir.
- Şirketten faizsiz borç alınabilir. Ve bununla yine döviz alım satımı yapılabilir, vekalet yoluyla yaptırılabilir. Ancak, eğer bu alınan borç, ta baştan itibaren taraflardan birine veya her ikisine bir menfaat sağlamayı da amaçlıyorsa, bu muamele faiz olacağından haramdır. Çünkü bir hadiste “Herhangi bir menfaat sağlayan borç akdi bir çeşit faizdir” (Suyutî, el-Camiu`s-Sağlır, 2/94) denilmektedir.
Konuyla iligli Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği cevap şöyledir:
Kuşkusuz, para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değiştirilmesinde (sarf akdinde, alınıp satılmasında) bedellerin peşin olması gerekir. Bedellerden birinin veresiye olması, yapılan işlemi faize dönüştürür. Buna göre dolar ve euro gibi yabancı paraların vade farkı uygulanmasa bile veresiye olarak satılması caiz değildir. Paranın ödünç alınıp verilmesinde ise faiz cereyan etmez.

Hz. Peygamber, "veresiye ile veresiyenin mübadelesini yasaklamıştır" (Suyûtî, el-Câmiu's-Sağir, 6/330. Hadis No:9470. Hâkim'in Müstedrek'ine, Beyhâki'nin Sünen'ine atfen). Bu itibarla, mali mübadelelerde bedellerden en az birinin peşin olması, diğer bedelin de ödeme gününün tesbit edilmesi gerekir. Bedellerden her ikisinin de veresiye olması caiz olmaz. Bu hususta ulema icmâ etmiştir (görüş birliğine varmıştır).

Yukarıda izah ettiğiniz işlemler alın terine dayanmadığı, garar /aldatma içerdiği, tamamı elde olmayan bir parayla alışveriş yapıldığı ve spekülasyonlara açık olduğu için caiz değildir.

Soru: Forex sistemi ile uluslararası piyasalarda döviz alım satımı yapmanın dini hükmünü öğrenmek istiyorum. Forex; Euro, Dolar, İngiliz Sterlini ve Japon Yeni gibi paraların alınıp satıldığı piyasadır. Piyasanın temel özelliği, işlemlerin nakit para kullanılmadan yapılmasıdır. Bunun için önce Forex şirketinde hesap açılır ve doğabilecek zararı karşılamak üzere teminat yatırılır. Şirket, teminatın 100 katına hatta 400 katına kadar alım satım yaptırabilir. Mesela teminat bin dolar ise dört yüz bin dolara kadar alım satım imkânı verebilir. Döviz alımıyla satımı arasındaki fark (spread), kârı veya zararı oluşturur. Böyle bir ticaret helal midir?
Cevap:
Forex, döviz alım satımı değildir. Çünkü bu piyasada bütün işlemler hayalidir. Olmayan bir dövizin hesaba geçirilmesiyle başlatılan işlem, olmayan dövizlerin takasıyla devam eder. Bu hayali alım satımlardan doğan kâr veya zarar gerçekmiş gibi hesaba geçirilir. Şirkete yatırılan para, sadece meydana gelebilecek zararı tahsil için alınan teminattır. Her zaman kazanan ve asla zarar etmeyen de forex firmasıdır.
Bunlar ticaret değil, batıl yani gerçekte olmayan hayali işlemlerdir. Bu yolla elde edilecek kazanç haramdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Müminler, mallarınızı aranızda bâtıl işlem karşılığında değil, rızaya dayalı bir ticaretle yiyin. Kendinizi öldürmeyin; Allah size karşı merhametlidir. Kim bunu, sınırı aşarak ve yanlışa saparak yaparsa onu bir ateşe sokarız. Bu, Allah’a kolaydır.” (Nisa 4/29-30)
Soru: 100.000 lira param var, başka gelirim yok. Ticari bir iş bilmiyorum. Bilenlere verdim, hep aldandım. Katılım bankaları gibi kar ve zarara dayalı hesaba yatırsam bir sakıncası var mı?
Cevap: adam oturduğu yerden para kazanmak istiyor bide helalmi diye soruyor!!!

Döviz kurlarından para kazanmak maksatlı günü birlik veya haftalık kurun yükselmesine göre döviz alıp satmak caiz midir ve fıkhî hükmü nedir?

Cevaplar

Fıkıh ıstılahında buna sarf akdi denir. Sarf akdi ise paranın paraya satılması, değiştirilmesi demektir. Aynı cins paranın birbiriyle değiştirilmesi veya başka bir cinsle değiştirilmesi sarftır. Sarf akdinde farklı cins paraların değişiminde akdin sahih olabilmesi için ayrılmadan önce el ile (elden ele) teslim edilmeleri de şarttır. (İbn Abidin, Sarf Babı)

Dünya pazarlarında cari olan mali işlemler üzerinde yapılan alım satım sözleşmelerinin tümünün incelenmesinden, alım satım işlemlerinin altı şekilde yürüdüğü açığa çıkmaktadır.
1. Yeni Irak Dinar'ının Eski Irak Dinar'ı ile değiştirilmesi gibi parayı aynı para ile satın almak.
2. Dolar'ın Mısır Cüneyh'i ile değiştirilmesi gibi parayı bir başka para ile değiştirmek.
3. Bir malı muayyen bir para ile satın almak. Bu muayyen parayı da bir başka para ile satın almak. Örneğin, Dolar ile uçak satın almak için Dolar'ı Irak Dinar'ı ile tek elde değiştirmek.
4. Bir malı muayyen bir para ile satmak ve bu parayı da bir başka para ile satmak. Örneğin İngiliz Sterlin'i ile pamuk balyaları satın almak ve İngiliz Sterlin'ini Dolar ile değiştirmek.
5. Muayyen senetleri muayyen bir para ile satmak.
6. Muayyen bir şirkete ait muayyen hisseleri muayyen bir para ile satmak.
Beşinci ve altıncı maddelerde söz konusu edilen senetlerin ve hisselerin alımı-satımı döviz bozma kapsamına girmemektedir. Bonoların alımı-satımı da bir dövizin bir başka dövizle mübadelesi değildir, bu nedenle de değiştirme kapsamına girmez. Ayrıca bonoların alım ve satımı haramdır ve batıldır. Çünkü bunlarda belirlenmiş faiz oranları vardır. Dolayısıyla da faiz kapsamına girmektedir. Hisse senetlerinin alım-satımı da haramdır. Çünkü bu türden hisse senetleri Anonim Şirketler gibi şer'an batıl olan bir şirketin hisseleridir.
Döviz bozdurmanın hükmü işte budur. İki farklı devlete ait farklı para birimleri arasındaki parasal işlemlere "değiştirme/kambiyo/sarf/döviz/Bozdurma" işlemleri denir ve bu işlemler, yukarıda rivayet edilen hadislere göre caizdir. Değişime konu olan para eğer, temsili paralardan ise değiştirme işlemi altının gümüşle değiştirilmesi gibi olur. Çünkü temsili paralardaki tedavül vakıada, madeni nakitler üzerinde yapılmaktadır. Tedavülde bizzat madeni paranın dolaşımı yerine onu temsilen kâğıt paralar dolaşmaktadır. Dolayısıyla döviz kurunun belirlenmesinde de onun yerini alır. Hatta her şeyde madeni paranın hükmünü alır. Eğer dolaşımdaki kâğıt para altını temsil ediyorsa saf altın ağırlığından kaynaklanan farklılığın dışında değişim esnasında fazlasıyla değiştirmek caiz olmaz.

II. Dünya Savaşı sonlarından 1973 başlarına kadar dünyada geçerli olan ve Bretton Woods Sistemi diye bilinen para sistemi bir sabit kur sistemiydi. 1973 başlarından itibaren Batılı ülkeler esnek veya değişken kur sistemini benimsemişlerdir. Ne var ki, Avrupa Topluluğu ülkeleri gibi bazı sanayileşmiş ülkeler paralarını sabit kurlardan birbirine bağlayarak bir para sahası oluşturmuşlardır. Belirtmek gerekir ki, günümüzde tam bir esnek kur sistemi hemen hemen hiçbir ülkede uygulanmamaktadır. Hemen hemen her ülke döviz kurlarının nisbi de olsa istikrarlı oluşunu özlemektedir. İstikrar arayışları ise döviz piyasalarına müdahaleyi zorunlu kılmaktadır.
Türkiye'de 1929 yılına kadar Lozan Antlaşmasında yer alan hükümler dolayısıyla döviz piyasalarına fazla bir müdahalede bulunulamamıştır.
Lozan Antlaşmasının koyduğu sınırlamaların sona ermesiyle birlikte, 20 Şubat 1930 tarihinde çıkartılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile döviz işlemlerini düzenleme yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiş ve yoğun bir şekilde döviz kontrolü uygulanmaya başlanmıştır.
Özellikle 1983'ten sonra Türk Lirasına konvertibilite sağlamak yönünde getirilen bazı düzenlemelerle 1567 sayılı kanunun uygulamaları yerine geniş ölçüde bir serbesti ortamı getirilmiştir. Sabit döviz kuru sistemi fiilen terk edilmiş ve kurların önce kısa aralıklarla, sonraları Merkez Bankasınca her gün belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Hükümet 1989'da aldığı bir kararla banka ve yetkili kurumlara 3000 dolar veya eşdeğer döviz satabilme hakkı verildi. Mart 1990'da 32 sayılı karar olarak bilinen Türk Parasını Koruma Hakkındaki Karar'da yapılan değişiklikle, Türkiye'de yerleşik kişilere sınırsız döviz bulundurma ve transfer etme gibi haklar tanındı (1993).
Döviz olarak bir nakit para birimini kullanmak, döviz sahipleri adına da riskler doğurur, zira nakit para biriminin dolaşım hızı, değer belleği olarak temel kullanım işlevi aracılığıyla oransız bir şekilde düşüşe geçer. Yurtiçi para dolaşımı durdurulur durdurulmaz, savunmasız enflasyon adına para biriminde her bir merkez bankasının döviz cinsinden para miktarı (burada nakit para) arttırılır. Rastlantısal sapmalar (dalgalanmalar) aracılığıyla dolaşım çok az artar (ve bundan dolayı fiyatlar buna göre yükselir), daha sonra önceden var olan çok miktardaki nakit para dolaşıma geçebilir. Bu durum enflasyonu kaçınılmaz kılar; böyle bir etki Japon Yeni’ni ve Amerikan Doları’nı olumsuz yönde etkiler.

Türkiye’de en büyük israf alanına örnek olarak iç borç faizi verilebilir. Buna anapara dahil değildir. Sadece iç borç faizi, 2003 yılında 52.6 Milyar YTL’den 2007 yılı sonunda 41 Milyar 540 milyon YTL’ye inmiş olmasına rağmen, hala Türkiye’nin en büyük israf alanlarındandır.

En büyük israf alanlarından 41 Milyar 540 milyon YTL iç borç faiz ödemesi yapılmayıp, tasarruf elde edilmiş olsaydı, sözkonusu meblağla;

Her biri 60 bin YTL değerinde 692 bin konut yapılabilir ve konut sorunu tamamen çözümlenme yoluna gidilebilirdi.