13 Nisan 2018 Cuma

Ayasofya Hakkında Söylenmiş Sözler





Ayasofya neden cami olmalı

FATİH’İN AYASOFYA VAKFİYESİ

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse; Allâh’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allâh’ın azabı onlaradır. Allâh işitendir, bilendir.

Fatih Sultan Mehmed Han

“129 yıl boyunca, dışarıdan Batı emperyalizmasının, içeriden de onların sâdık ajanları sıfatiyle kozmopolitlerin, masonların ve nihayet hepsinin birden ana sermayesi ve gönüllü fedaisi halinde, adı Türk, küfür tip ve zümrelerinin idare ettiği bu cereyan, Ayasofya'yı müzeye çevirmekle, sağlık müzelerindeki balmumundan frengili suratlar şeklinde, Türkün öz ruhunu müzeye kaldırmış oldu.” Necip Fazıl

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem; fakat Ayasofya açılacak! Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik etmiş sanılan kötülerle, kötülük etmiş sanılan iyilerin gizli dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek Necip Fazıl

“Ayasofya bir mananın zıt manaya taarruz ve onu zebun edişinin bütün dünyada eşi olmayan abidesidir” Necip Fazıl

“Ayasofya Türk'ün öz evi ve anayurdu içinde güya Türk'lerin eliyle mânasından koparılıyor, duvarlarından Allah ve Resulünün mukaddes isimleri indiriliyor, iç sıvaları kazınıp putlar meydana çıkarılıyor ve hilâlden ziyade salibin faziletlerini ilâna memur bir müze, yani içinde İslâmiyetin gömülü olduğu bir lâhid haline getiriliyor. Artık o, basit bir taş yığınıdır. Öyle bir taş yığını ki, sadece kendisinde kıyılan ulvî mânanın katillerini ilân ve ihtarla kalmıyor, üstelik her an salibin ağzından salyasını akıtıcı bir iştah telkiniyle, Türk'ün, ruhiyle beraber maddesini, maddesiyle beraber de ruhunu hıristiyanlık âlemine peşkeş çeken, "buyurun, ne duruyorsunuz; gelin ve bizi esir edin!" diyen bir hava yaşatıyor. Ayasofya'nın hilâl hâkimiyetinden uzaklaştırılmasıyla düşmana aşılanan gayret, bir ordunun harp plânlarını satmaktan beter bir tehlike ve suç belirtir.” Necip Fazıl

“Türk'ü yoktan var ettiğini iddia eden bir zümre ve (klik) zihniyeti, Ayasofya ile Türk vatanını, göklerdeki aslî ve hakikî vatanıyla beraber satmıştır.” Necip Fazıl

“Ayasofya’yı ibadete açacak olan partinin memlekette fevkalade itibarı yükselir. Hayrettir, bu bile kimseyi kıpırdatmamıştır. Akla aykırı bir şey. Kedinin kedilik yapmaması gibi bir şey. Ters bir şey, insan düşünürken idrak etmekte bocalıyor. Ayasofya yeniden cami olarak açılsın için her ne söylenen olursa milletin arzusuna tercüman olur.” Cahit Zarifoğlu, Mavera dergisi 1977

“Asırlık surların arkasından köhne Bizans’ı hortlatmak isteyen kimin eli?

Bunu söyleyenler kimin dili, Ayasofya’yı puthane yapan hangi delidir?”

Osman Yüksel Serdengeçti (Tohum dergisi, 29. sayı, 1959)

Mahzun Ayasofya “Ulu mabed, neye hicrana büründün böyle, Fatih’in devrini bir nebzecik olsun söyle! Beş vakit loşluğunda saf saftık, Davetin vardı dün ezanlarda, Seni ey mabedim utansınlar, Kapayanlar da, açmayanlar da!” Arif Nihat Asya

Bu olacak Ayasofya, Bu muhakkak olacak… İkinci bir fetih, yine bir ba'sü ba'delmevt… Osman Yüksel Serdengeçti

Ey İslâmın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya! Şere­felerinde fethin, Fâtih'in şerefi ışıl ışıl yanan muhte­şem mabet!... Neden böyle bomboş, neden böyle -bir hoşsun? Hani minarelerinden göklere yükselen, tâ... maveradan gelen, ezanlar?1. Hani o ilâhî devir, ilâhi nizamlar!.. Ayasofya ses vermiyor! Ayasofya bir hoş, Ayasofya bomboş!.. Hani nerde, şu muhteşem minberde, binlerce erin, binlerce gazinin baş koyduğu şu temiz yerde, şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?! Ayasofya Ayasofya! Se­ni bu hale koyan kim? Seni çırılçıplak soyan kim? Hani, gönüllerden kubbelere, kubbelerden gönülle­re gürül gürül akan, sineler yakan Kur'an sesleri?! Kur'an sesleri dindirilmiş, Müslümanlar sindiril­miş!.. Allah-Muhammed, Hülefa-i râşidîn'in, bu din ulularının isimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!.. Fethin, Fâtih'in mabedinden kitab-ı müh ini, bu ulu dini kaldıran kim?.. Dinimize, imanımıza saldıran kim?.. Osman Yüksel Serdengeçti

Yalnız manayı anlasak, yerine getirebilsek, Ayasofya'nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendisine açılır Necip Fazıl

Ayasofya'nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler Ayasofya açılmalıdır Türk'ün bahtıyla beraber açılmalıdır Necip Fazıl

Ayasofya'yı kapalı tutmak, Yunanlıya ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç! demekten farksızdır Necip Fazıl

Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak… Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın… Sel yakındır. Fatih ve Onun Yeni Nesline Selam! Necip fazıl

Türkiye olarak başımız dertten kurtulmuyor. Bunun sebebi Fatih Sultan Mehmed'in bedduası olabilir! Ayasofya'yı tekrar Fatih'in vasiyetine uygun hale getirirsek, belki başımız dertten kurtulur. Yavuz Bahadıroğlu

Aziz İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya’ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz !!! Sultan Vahdettin

Ayasofya, Ey muhteşem mabet; Bizler, Fatih’in torunları, yakında putları devirip, Yine seni camiye çevireceğiz. Osman Yüksel Serdengeçti

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem! Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler Necip Fazıl

Ayasofya'nın kapatılması, Türk tarihine, mukaddesatına, ruhuna ihanetlerin en büyüğü şeklinde meydana gelmiştir. Necip Fazıl

Kilisenin çan sesiyle kapattığı Allah Yolu'nun tekbir sesleriyle açılması demek olan Ayasofya, bir daha kapanmamak üzere açılacaktır. İhsan Şenocak

İslam'ın müzelik olduğunu ima etmek için müzeye çevrilen Ayasofya, Onu müze yapanların artık müzelik olduğunu ilan edebilmek için açılacaktır. İhsan Şenocak

Ayasofya, salih babaların duaları gibi beddualarının da ne kadar tesirli olduğunu, ibadete kapatıldığı günden beri yaşadığımız belalardan tecrübe ettiğimiz yetim mabettir. Ayasofya ezan sesinden mahrum haliyle düşman ordularının memnuniyeti için terkedilen “askeri karargah” gibidir. İhsan Şenocak

Ayasofya, küfre karşı İslam yurdunu korumak amacıyla örülen muazzam surdaki kilit taşıdır. Allah'ın rızasına nail olmak ve Hazreti Fatih'in bedduasından kurtulmak için her ne pahasına olursa olsun açılmalıdır. İhsan Şenocak

Bizim için Ayasofya mücadelesi, İslâmî mücadeleyi motive edici bir vesiledir. SALİH MİRZABEYOĞLU

Ayasofya, tekrar ibadete açılana kadar, Müslüman yüreklerde hep bir hasret çığlığı olarak yankılanacaktır. Yavuz Bahadıroğlu

Ayasofya, camilikten nasıl çıktı? Kim çıkardı?.. Müslüman Türk ülkelerinde ecdat yadigârı bu topraklarda, Bizansı ve Rumluğu yaşatmak, hortlatmak isteyen kimlerdir?!.. Bizim sözde ve gözde inkılâpçılarımız değil mi? Sonra bu nasıl hudut?.. Neredeyse Selimiye minarelerinin gölgesi Yunanistan'a terk edilen topraklara düşecek... O öve öve bitiremedikleri Lozan Zaferi nerede? Osman Yüksel Serdengeçti

“Aylar yıllar geçti, hala ağlarsın, Artık yaşlarını sil Ayasofya. O mahzun halinle yürek dağlarsın, Fetihin sembolüsün bil Ayasofya.

Biliriz yaranı derindir, derin, Bakarsın bizlere mahzun ve serin, Gönüllerde yine aynıdır yerin, Olmasın yaşların sil, Ayasofya.

İsteriz müminler sende cem olsun, Haktan hakikattan her gün dem olsun, Kuduz köpeklere varsın yem olsun, Sana uzatılan dil Ayasofya.

Fatihin vakfını tutarız müze, Torunuyuz deyip çıkarız yüze, Gün gelip bu hesap sorulur bize, Görecek göz neden mil, Ayasofya.

Gaflet uykusundan millet uyansın, Hakkın boyasıyla yine boyansın, Zalimlere değil hakka dayansın, O zaman düşmanlar çil Ayasofya.

Değişmez ölçüyü millet taşırdı, Temel taşlarını küffara aşırdı, Bir sam yeli esti yolu şaşırdı, Karıncayı sandı fil, Ayasofya.” Eşref Ziya

Ayasofya'nın, şanlı bir zaferden sonra, hiçbir sebep ve hiçbir fayda yokken, tam manasıyla "Karambole" getirilerek camilikten çıkarılması ne yazık ki, şu korkunç anlamı taşımaktadır: "Haçlılığın İslam üzerine zaferi, Yunan'lınin kılıcıyla olmayınca,bu, Fethiye Camii'nin mabetlikten çıkarılması ile sağlanmıştır." Yani fiilî zafer bizim fakat malesef karanlık temaslarla sağlanan "diplomasi zaferi" onlarındır. Tıpkı Lozan'da "Misak-ı Milli'den" verdiğimiz tavizlere,tıpkı Hilafetin İngiliz çıkarlarına feda edilmesine benzeyen garip bir bahşiştir. Ahmet Kabaklı

Osman Yüksel Serdengeçti'ye Ayasofya yazısı için dava açılır. Savcı sorar: Ayasofya'yı cami yapmak istiyormuşsunuz.

Cevap: Siz Yunanistan savcısı mısınız?!

İstanbul'u Müslümanlar feth edince Ayasofya'yı cami yaptı İstanbul'u Kafirler işgal edince müze yaptı

Gerçekten dünyaya hükmetmek istiyorsak ilk başta kendimiz sonra eş dost akraba ve yakınlarımızın kalbini feth etmeliyiz. Bu fetih kalplerden beyne doğru gidecektir. Beyin ile kalp birlikte İslam için çalışmaya başladığında zafer Müminlerin olacaktır

Belâlar def olunca Ayasofya'yı açarız diye bekleniyorsa aldanıyorlar Ayasofya açılınca belalar def olacak Üzerimizde Fatih'in bedduası var

Ayasofya samimiyetin turnusol kağıdı gibidir Ayasofya'nın camii olmasını isteyen destekleyen kişi samimi Müslümandır Ayasofya müze olarak kalsın diyen kişi imanını sorgulasın!

Kurtuluş İslamdadır ve bunun yolu da Ayasofya’nın derhal tekrar Cami olmasıdır. Allah’ın ipine sarılmalı ve emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmalıyız. Bunları yaptığımız takdirde Ayasofya kapılarını Müslümanlara açacak ve İslam’ın hükümdarlığı başlayacaktır

Ayasofya bizim kanayan yaramızdır. Bu yara kapanmadıkça hasta adam iyileşmeyecek ve ayağa kalkamayacaktır. Üzerimizde Fatihin bedduası olduğu sürece bu ülke ve bu ülke de yaşayanlar gün yüzü görmeyecektir.

Fatih İstanbul'u feth edince Ayasofya'yı cami yaptı Yani Ayasofya'nın cami olması İstanbul'un Müslümanların olması demektir

Ayasofya'nın Cami olması İstanbul'un yeniden fethi demektir Ayasofya deizm tapınağı olmaktan kurtarılsın Sayın @RT_Erdogan Fatih’in bedduasından kurtulmak istiyorsanız Ayasofya’yı bir an önce Camiye çevirmenizi tavsiye ederim Güçlü olmayı beklemeyin GÜÇ VE KUVVET ALLAH’TANDIR

İsrail askerleri ayakkabılarıyla Mescid-i Aksa'ya giriyor diye yakınan Müslümanlar, alınlarının tam 481 sene secdeye gittiği Ayasofya'ya ayakkabılarıyla girmemenin bir yolunu bulmalıdır artık.

Misvakı odun parçası sananlar, Ayasofya'yı da taş parçası sanıyor! Ayasofya fethin sembolüdür Ayasofya cami değilse işgal devam ediyor demektir Ayasofya'yı cami yapmak Mümin devlet başkanın olmazsa olmaz görevlerindendir aksi halde vebaldedir

Sultan Mehmed İstanbul'u feth etmezsek yaptıklarımız boşa gider dedi önce İstanbul'u aldı "FATİH" oldu, Fatih olunca ümmet arkasından geldi işte bu sebeple önce "Ayasofya cami olsun" diyoruz #AyasofyaCamiOlsun

10 Nisan 2018 Salı

Kadınların en hayırlı mescidleri evlerinin en tenha köşesidir





"ALLAH'IN EMRİ"Nİ MERAK EDENLERE… "Din bilgileri yayılınca, artık Hazret-i Peygamber hanımların cemaate gelmesini istemedi. Kendisine “Seninle namaz kılmayı seviyorum ya Resûlallah” diye arzeden Ümmü Humeyd’e, “Biliyorum. Şu var ki, kendi evinde kılacağın namaz, mescide kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Kadınların en hayırlı mescidleri, evlerinin en tenha köşesidir” buyurdu (Müsned, İbni Hüzeyme, İbni Hibbân). Bu hanım vefatına kadar hep evinde namaz kıldı."

Eskiden tramvaylarda, vapurlarda, tiyatrolarda, çay bahçelerinde hanımlara mahsus kısım bulunurdu. Erkekler buraya ayak basamazdı. Müslüman âleminde evler, harem ve selâmlık olmak üzere iki kısımdan teşekkül ederdi. Selâmlık, evin erkeğinin, erkek misafirleri kabul ettiği yerdir. Buraya hanımlar girmez. Harem ise hanımların yaşadığı, sadece evin erkeğinin girebildiği ve gecelediği kısımdır. Buraya ise erkek sinek bile giremez. “Benim kayınbiraderim evimize gelip gider” diyen bir hanıma, Hazret-i Peygamber, “Yakın akraba ölüm gibidir” buyurmuştu. Hâlid Ziya’nın Aşk-ı Memnu romanı, bu tehlikeye işaret etmek üzere yazılmıştı. Kaç-göç, evlerin kapısında başlardı. Kapıdaki iki tokmaktan tok ses çıkaran büyüğü, erkekler; tiz ses çıkaran küçüğü hanımlar içindi. Buna göre kimin geldiği anlaşılırdı. Hazret-i Peygamber, bir eve gidildiğinde kapı çalınmasını; kapıya hanımların çıkma ihtimaline binaen kapıda yan durmayı emir buyurmuştu.

Maaile ev gezmelerinde erkekler selâmlıkta ağırlanırken; hanımlar da haremde sere serpe oturup, rahatça konuşurlardı. Bu bir cihetle, hanımlara hürriyet ve rahatlık temin ederdi. Modern cemiyetlerde bile, hanım ve erkeklerin bir müddet sonra ayrı topluluk teşkil ettikleri hayretle görülür.

Vişne çürüğü renkli çuha perde Hanımlar pek mahkemeye çağrılmaz, hâkim kâtiple beraber gidip evinde ifadesini alırdı. Hanımlar pek çarşıya gitmez; bütün ihtiyaçları evin erkeği tarafından temin edilirdi. Elbise, ayakkabı gibi eşyalar, alternatifli alınır; hanım bunlardan beğendiğini seçerdi. Sokağa çıkmak lüzum ettiğinde, ferace ve maşlahlı hanımlara zebellah gibi bir harem ağası veya bir erkek hizmetkâr refakat ederdi. Çapkınlar, mesirelerde uzaktan bıyık burup, sevdiğine mesaj göndermeye kalksa bile, zaptiyenin nefesini ensesinde bulurdu. Hüseyin Rahmi romanlarında bu âdetleri eğlenceli bir şekilde anlatır.

Müslüman hanımlar, sahneye çıkamaz; bu işi gayrı müslim hanımlar görürdü. Hanımlar için deniz hamamları da tahta perdelerle ayrı olup, etrafında meraklı erkeklere mani olmak üzere sandalla zaptiye dolaşırdı. İlk mekteplerde, kızlar sağ, erkekler sol tarafa oturur; beş dakika arayla birbirlerine karışmadan sınıftan çıkarlardı. Kızlara mahsus orta mektep ve liseler vardı. Fakültelerde, kızlar arkaya; erkekler öne oturur; araya kalın perde çekildiği gibi; giriş ve çıkışları da ayrı kapıdan olurdu.

Parklar, çay bahçeleri, lokantalar, tiyatrolar, tramvaylar ve vapurlarda hanımlar ile erkekler karı-koca bile olsalar ayrı ayrıotururlardı. Arada gerekirse çocuklar haber götürüp getirirdi. Çay bahçelerinin kapısında âmâ yaşlı bekçiler olur; erkekler veya hanımlar bunlar vasıtasıyla içeriye haber yollayabilirdi. Tiyatrolarda, kadınlar için ayrı seanslar tertiplerdi. Tramvaylarda evvelce hanımlara mahsus vagon vardı. Sonra masraf sebebiyle kaldırıldı; öndeki hanımlar tarafı, vişne çürüğü çuha perde ile ayrıldı. [Tacizlere engel olabilmek adına, 2005’de Japonya, 2007’de Mısır, 2009’da Hindistan ve 2010’da İsrail’de hanımlara ayrı vagon tatbikatına geçilmiştir.]

Baktın zamane uymadı Son zamanlarda Avrupa’nın da tesiriyle bazı ailelerde kaç-göç terk edilmişti. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, kaç-göç tavsadı. Erkekler cephede olduğu için, kadınlar onların işini yapmaya başladı. İstanbul belediyesi, Gülhane Parkı’nda karışık oturmaya izin verdi ise de, Enver Paşa bir tezkere yazarak bunu men etti. Artık ok yaydan çıkmıştı.

Cumhuriyet, artık yeni bir devri haber veriyordu. 1923’deki Adana ziyaretinde bir grup hanım, Latife Hanımı davet edince, Reisicumhur, “Benim bulunmayacağım yerde, eşim de bulunmaz!” demişti. Böylece harem-selâmlık ve tesettür tatbikatının sonu geldi. Aralık 1923’te tramvaylardaki perdeler kaldırıldı. Artık umumi yerlerde hanımlara ayrı mekânlar tarihe karıştı.

Bir kesim bu yeni modaya mukavemet ettiyse de; çokları “Baktın zamane uymadı, sen uy zamaneye” diyerek yelkenleri suya indirdiler. Şimdi de evde, sokakta, işte beraber iken, Allah’ın evinde neden erkeklerle ayrı olduğunu merak eden hanımlar, nedense tersini sorgulamayı pek düşünmemektedir

Kadın cemaati Dinin emirlerinin yeni tebliğ ediliyor olması sebebiyle Allah Resûlü aleyhisselâm ilk zamanlar kadınların câmiye gelmesine müsaade etmişti. Ancak erkekler saf tuttuktan sonra çocuklar, bunların da arkasında kadınların durmasını emretmiş; “Erkekler safının en hayırlısı birinci saf; kadınların safının en hayırlısı ise en son saftır” buyurmuştu. (Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî). Cemaatle namaz bitince, kadınlar erkeklerden önce çıkabilsin diye, Resûlullah bir müddet oturup, sonra kalkardı. (Buhârî, Nesâî, Ebû Dâvud)

Din bilgileri yayılınca, artık Hazret-i Peygamber hanımların cemaate gelmesini istemedi. Kendisine “Seninle namaz kılmayı seviyorum ya Resûlallah” diye arzeden Ümmü Humeyd’e, “Biliyorum. Şu var ki, kendi evinde kılacağın namaz, mescide kılacağın namazdan daha hayırlıdır. Kadınların en hayırlı mescidleri, evlerinin en tenha köşesidir” buyurdu (Müsned, İbni Hüzeyme, İbni Hibbân). Bu hanım vefatına kadar hep evinde namaz kıldı.

Hazret-i Peygamber, bir cenazede rastladığı hanım topluluğuna, “Sevap için geldiniz; günahla dönün!” buyurmuştu (İbni Mâce). Hazret-i Âişe der ki: “Resûlullah, kendisinden sonra kadınların ne âdetler çıkardığını görse idi, Benî İsrâil'in kadınları men edildiği gibi mutlaka onları men ederdi”. (İbni Âbidîn)

Bu sebeple Abdullah bin Ömer, Cuma namazı için câmiye gelen hanımlara “Ey hanımlar, buradan çıkıp evlerinize dönseniz, sizler için daha hayırlıdır” buyurdu (Taberânî). Cuma namazı, kadınlara farz olmadığı gibi; cemaatle namaz da yalnızca erkekler için sünnet-i müekkededir.

İmam Ebû Hanîfe, ilk zamanlar çok yaşlı hanımların öğle ve ikindi namazı dışındaki namazlarda cemaat için câmiye gelmesini câiz; bunun dışındakileri mekruh görmüşken, sonradan kendisine fetva soran ihtiyar bir hanımı cemaate gitmekten men etmişti. Zaman bozulduğu için hanımların cemaate gelmeyip namazını evinde kılması hususunda icmâ meydana geldi. (İbni Âbidîn)

Emevî İslâmı mı? İlk zamanlarda hanımlar, Resûlullah’ın huzuruna çıkıp, dinî müşküllerini danışırlardı. Hicret’in 6. senesinde, hicab âyeti gelince, artık kadınlarla görüşmedi. Zevceleri vasıtasıyla suallerine cevap vermeye başladı. Bu âyet-i kerimede meâlen, “Kadınlara bir şey soracağınız, onlardan bir şey isteyeceğiniz zaman, hicab (perde) ardından isteyin. Bu sizin de, onların da kalbleri için daha hayırlıdır” buyurulur (Ahzâb, 53).

Zevceleri Ümmü Seleme anlatıyor: “Meymûne ile birlikte Resûlullah’ın yanında idik. Abdullah ibni Ümmi Mektum izin isteyip içeri girdi. Resûlullah bunu görünce bize, ‘Perde arkasına çekiliniz!’ buyurdu. ‘O âmâdır, bizi görmez’ dedim. ‘Siz de mi öylesiniz?’ buyurdu.” (Tirmizî, Ebû Dâvud, Müsned).

Bu sebeple İslâm tarihinde sosyal hayat artık hep böylece tanzim olunmuştur. Câmilerde, kadınların erkeklere karışmadan ibadet edebilmesi için hanımlar mahfili bulunur. Nitekim Yahudi havralarında; ayrıca Ermeni, Süryani gibi Şark Hristiyanlarının kiliselerinde de böyledir. Sosyal hayatın çok safhasında hanımlarla erkeklerin birbirine karışmadan yaşaması, bazıları “Emevî İslâmı” diye burun kıvırsa da, hicab âyetlerine ve Asr-ı Saadet’teki tatbikata dayanır.

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci- Türkiye Gazetesi

http://www.medyamit.com/gundem/allahin-emrini-merak-edenlere/2120

Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkekler, kadınlardan bir derece daha üstündürler. Allah, mutlak galiptir, hakîmdir. BAKARA-228

"Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat, 56)

Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (AHZAP SURESİ 36)

Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir. EN'AM Suresi 165

“Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” ENFAL SURESİ 29

“…Şüphesiz ki Allâh indinde en değerli olanınız, takvâ bakımından en üstün olanınızdır!..” (el-Hucurât, 13)

O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. MULK Suresi 2

Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık. KEHF-7

Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? MU'MİNÛN-115

Peygamberimizin (asm) şöyle buyurduğunu bildirmektedir: 1-"Kadınların bulunduğu yere girmekten sakının." Müslim, Selâm: 20. 2- "Kadının namazı­nı evinde kılması dışarıda kılmasından daha faziletlidir, iç odasında kılması da evin diğer kısımlarında kılmasından daha faziletlidir."(Neylü'l-Evtar, III/132) 3- Mescidler neye yarayacaksa onun için inşa edilmiştir, (gayesinden başka maksadla kullanılamaz)!" buyurdular." [Müslim, Mesacid 80, (569)].

Peygamberimiz (asv) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor:“… Erkek, ailede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur.” Buhârî, Cum’a 11

Resul-i Ekrem (s.a.a) kızı Hz. Fatıma’ya (s.a) hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Fatıma, her hangi bir kadın güzel bir şekilde süslenir ve güzel bir elbiseyle evinden çıkarak insanların dikkatini üzerinde toplar ve kendisine bakmalarını sağlarsa, yedi göğün ve yerlerin melekleri ona lanet eder ve ölüp de cehenneme girinceye kadar, Allah’ın gazabına mazhar olur. (Elbette tevbe edip dönüş yapar ve bir daha tekrarlamazsa o başka.)” (Şehab-ül Ahbar)

Peygamberimiz (asv) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor:“Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır.”(Taberâni , Mucemu’l Kebir, 20 / 212)

Hazret-i Âişe validemizin kız kardeşi Esma, Resulullahın yanına geldi. Arkasında ince elbise vardı. Derisinin rengi belli oluyordu. Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip, (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüzünden ve iki elinden başka yerini erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud Libâs, 31)

Resulullah efendimizin mübarek hanımı Ümm-i Seleme validemiz anlatır: Meymune ile birlikte Resulullahın yanında idik. İki gözü de görmeyen İbni Ümmi Mektum izin isteyip içeri girdi. Resulullah bunu görünce, bize (İçeri geçin) buyurdu. (O a’mâ değil mi, bizi görmez) dedim. (O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz?) Yani, o kör ise, siz kör değilsiniz ya, buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud, İ. Ahmed)

“Dikkat ediniz, bir erkek yabancı bir kadınla baş başa kaldığıda, mutlaka üçüncüleri şeytan olur.” (Tirmizî, Radâ’, 16/1171; Ahmed, I, 18, 26)

Hazreti Aişe Emeviler döneminde kadınlarla erkeklerin birbirine karıştığını görünce şöyle buyurmuştu: “Rasulullah, kadınların böyle yaptığını görseydi, tıpkı İsrailoğulları kadınlarının camiden men edildiği gibi, onları camiden men ederdi.” (Buhârî, Ezân, 163)

“Âilesinden başkaları (mahremi olmayanlar) arasında süslenip salınarak yürüyen kadının misali, kıyamet günü karanlığın misalidir. Onun için nûr ve aydınlık yoktur” buyurmuştur. (Tirmizî, Radâ‘, 13/1167)

İmam Nevevi, "Kadın için ihtiyar da olsa evinden daha hayırlı bir yeri yoktur." derken, Abdullah bin Mes'ud (r.a) "Kadın avrettir. Onun Allah'a en yakın olduğu zaman, evinde bulunduğu zamandır." diyerek kadının mescidinin evi olduğuna işaret ederler.

Bir hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) kadının en faziletli namazının hangisi olduğunu şu şekilde ifade buyururlar: "Kadının evinin içinde kıldığı namaz, evinin avlusunda kıldığı namazdan daha efdaldir (daha faziletli, daha makbuldur.) Evinin avlusunda kıldığı namaz [mahalle] mescidinde kıldığı namazdan daha efdaldir. Evleri onlar için daha hayırlıdır." Mecmaü'l-Enhür, 1: 109.

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zevcesi Aişe (Radıyallahu anhâ) şöyle demiştir: Eğer Resûlullah, kadınların (süslenme, giyinme ve koku sürünmeden yana) ihdas ettiklerini görseydi, İsrail oğullarının kadınlarının men edildiği gibi onları mescide çıkmaktan men ederdi. (Senedde adı geçen) Yahya, Amrâ’ya; “İsrail oğullarının kadınları men edildiler mi idi?” dedim, O da “evet” cevabını verdi, demiştir.( Buhârî, ezan 163; Müslim, salât 144; Tirmizî, cum’a 35; Muvatta, kıble 15. Sünen-i Ebu Davud)

Abdullah (İbn Mes’ud)’dan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kadının özel odasında kıldığı namaz (evin) salonunda kıldığı namazından, (eşyalarının gizlendiği) daha özel odada kıldığı namaz da Özel odasında kıldığı namazdan daha efdaldir.” Kütüb-i sitte içinde sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir. İbn Huzeyme, sahîh, III, 94-96.

İbnu Abbas (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!” Bunun üzerine bir adam kalkarak: “Ey Allah’ın Resülü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!” diye emretti.” Buhâri, Cezâu’s-Sayd 26, Cihâd 140

Hz. Âişe (R.anhâ)’dan nakledilen; “Allah Teâlâ erginlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez” (İbn Mace, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160)

“Kadın, beş vakit namazını kılar, bir aylık orucunu tutar, nâmusunu korur ve kocasına itaat ederse ona: ‘Hangi kapıdan dilersen oradan cennete gir’ denilir.” Ahmed bin Hanbel, I/191

Büreyde (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.s.) Ali (r.a.)’ye buyurdular ki: “Ey Ali, bakışına bakış ekleme. Zira ilk bakış sanadır, ama ikinci bakış aleyhinedir.” Tirmizî, Edeb 28; Ebû Dâvud nikâh 44

“Kadın dört hasleti için nikâhlanır: Malı için, nesebi (soyu) için, güzelliği için, dini için. Sen dindarı seç de huzur bul.” Buhârî, Nikâh 15; Müslim, Radâ 53, hadis no: 1466

Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurdu: "erkek ve kadının dengi çıktığı halde onları evlendirmezseniz fitneyi bekleyiniz.," (Tirmizî, Nikâh 3)

'İşlerini bir kadına bırakan topluluk asla felah bulamaz.' (Buhârî, Meğâzî 82 Fiten, 18; Tirmizî, Fiten, 75)

“Cuma namazı kılmak; köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.” Ebu Davud, Hakim

(Sebepsiz olarak) Boşanmak isteyen kadınlar ve açılıp saçılan kadınlar münafıklardır. Hasen. Ebu Nuaym(8/375-6)

(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmezseniz, mesul olursunuz.) [Müslim]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki sınıf insan vardır ki, onlar cehennem ehlidirler; Bunlardan biri ellerinde sığırkuyruğu gibi kamçılar olup insanları dِövecekler. Diğeri; vücutlarını belli edecek elbise giyen, bu elbiselerle erkekleri meylettirmek için kırıtarak yürüyen, saçlarını deve hörgücü gibi başlarında toplayan kadınlardır ki; bunlar cennete giremeyecek ve çok uzak mesafelerden bile hissedilen cennetin kokusunu dahi duyamayacaklardır. Sahih. Malik (Libas,7) Müslim (2128)

Peygamberimiz (salat ve selam olsun): “Fatıma! Sen de kendini Allah’tan satın almaya çalış; zira senin için de bir şey yapamam.”

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Kalın olan (vücudu göstermeyen) elbiseler giyin; zira elbisesi ince olanın dini de ince (gevşek) olur.”Bihar-ül Envar, C.79, S. 298

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Kadınların, kızların, başı, saçı, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları haram olduğu gibi, ince, süslü, dar, hoş kokulu elbise ile çıkmaları da haramdır. Böyle çıkmalarına izin veren, razı olan ana babası, kocası veya kardeşi de, onun günahına ve azabına ortak olurlar. (Kimya-yı saadet)

Genç kadın, yabancı erkeğe selam veremez ve aksıran erkeğe bir şey söylemez ve kendine söylenince de cevap vermez. (Hamevi Eşbah şerhi)

“Kadın imam olamaz. Şeriat kadına hayatın her faaliyet kapısını açık bırakmış, yalnız iki kapıyı kilitlemiştir: İmamlık ve kaza makamı… Mescit de kadına göre değil... Müsaadesi var ama ona ve cinsiyetine yakışan evi…” Necip Fazıl İman ve İslâm Atlası

"Kaç göç kaldırıldı ve kadın açıldı. Kadına tütün ameleliğinden hakimlik makamına kadar her iş sahası sunuldu. (Ev ve aile ocağı güme gitti.) Kız ve erkek talebe arasında, toplu öğretim kanunlaştırıldı. (Kız ve erkek talebeye, hocaların gözü önünde birbirinin iştahını kabartmak sanatından başka bir şey sevdirilmedi.)" 31 Ekim 1947 Büyük Doğu Dergisi (1001 çerçeve) Necip Fazıl Kısakürek

“İslamda kadın, kıymeti bilinen ve belirtilen her şey gibi, mahfaza içinde bir mücevher…” Necip Fazıl Kısakürek / Aynadaki Yalan

“İktidar Bizde Olsa Ne Olur? Kadın evine döner. İçki yasak. Kumar paydos. Kahvehane yok. Fuhş imkânsız.” Necip Fazıl 1948

“Kadın çarşıda esnaf, dairede amir olunca öncelikleri değişti. Ninnilerle fatihler büyüten anne gitti, yerine fatihlerle kariyer yarışına giren kadın geldi. Yarıştı, kazandı, ödüller aldı fakat kazanırken kaybetti. Çocuğunu, eşini yitirdi. Baba sabah ailenin nafakasını temin edebilmek için gidecek, o da geride ev mesaisine başlayacak, çocukların programını yürütecekti. Ne var ki ikisi de birlikte ayrıldı evden. İkisi birlikte kazandı. İkisi de dışarıda olunca erkek aksam eve dönüş heyecanını yitirdi. Oysa her gidenin yüreğinde geriye dönme arzusu olsun diye onu geride bekleyen bir kadın olmalıydı. En derin uçurumlardan erkeği çekip eve alan bir kadın…” İhsan Şenocak

“Parayı babanın kazandığı, yemeği annenin hazırladığı, sofrayı kızın kaldırdığı, ekmeği bakkaldan erkek çocuğun aldığı bir aile huzur ocağıdır.” İhsan Şenocak

"Tesettür, makam odalarının özel kalemi gibidir. Kadını, ulaşılmaz kılar. Erkekle arasına protokol koyar. Kalemin makama doğrudan girmeye mani olması gibi, örtü de erkeğe, 'Dur! Bu İslam'ın kızıdır. Onunla destursuz konuşulamaz.' der." İhsan Şenocak

“Örtülü çıplaklık Ümmet'in evrensel bir sorunu. Kudüs'te de kot pantolonlu hanımlar var. Aişelere, Aişe anamızın kıyafetini sevdir Ya Rabbi!” İhsan Şenocak

'Çağdaş yaşam' nakaratının krize soktuğu aileyi kurtarmanın, kadını evine alıştırıp, iş hayatını erkeğe bırakmanın vakti gelmiştir. İhsan Şenocak

“Devletin Kadın ve Aile politikalarını, uygulamalarını tamamen yanlış buluyorum. Kadınlar annelik yapmasın diye adeta canla başla çalışıyorlar. Bu kimin projesidir bilmiyorum ama kadın ile erkeği eşitleyeceğim diye, aile kurumunun dibini dinamitliyorlar. Bu yanlış. Nasıl ki anne sütünün bir ikâmesi yok, anne sütünün aynısını yapamıyoruz; aynen bu şekilde anneliğin de ikâmesi yoktur. Anneyi yerinden aldığınızda yerine onun vazifesini yapacak başka birini koyamazsınız. Bu Babaanne, anneanne de olsa, baba da olsa, bakıcı da olsa, kreş te olsa, böyledir. Annenin yerini hiç kimse dolduramaz.” Ebubekir Sifil

“Aile topluluğu çöktü, ev diye bir şey kalmadı. Kadınlar pazarda iş aramağa başladılar. Feminizm eskiden hayatını evinde kazanan kadınlara pazarlarda iş bul­ma davasıdır. Sonuç… Bir zamanlar yerleşik olan sınıflar, şurda burda dolaşan yığınlar haline geldi. Rüzgârla savrulan kum öbekleri gibi, aralarında hiçbir kaynaşma yok.” Cemil Meriç

“Sokakta gezen çıplak kadınlardan, hangisi müslümanın kızı veya karısı, hangisi yahudinin karısı veya kızı belli oluyor mu siz söyleyin!” Timurtaş Uçar

Tesettürlü kadın her işte çalışamaz tesettürle her işte çalışılmaz lütfen İslamı temsil ettiğinizi unutmayın Tesettürlü kadın; dar elbise giymez kısa kollu giymez şeffaf elbise giymez makyaj yapmaz sokakta kahkaha atmaz

“O halde, emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” Hûd - 112 Yani Kurân'ın emir ve yasaklarına tam olarak uymak gerekiyor! düşün insan, hesap var

Peygamberimizin (salat ve selam olsun) kızına nasihatı: "Kızım Fatıma sen Ali'ye cariye ol ki, oda sana köle olsun" Hadisi Şerif kadınlar saliha kadın kelimesinin anlamını öğrenselerdi hayatlarında şikayet edilecek yer kalmazdı

“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et.” TAHA-132 AİLE REİSİ OLAN ERKEKLER BU AYETİ OKUYUP SADECE NAMAZ OLARAK DÜŞÜNMEYİN KARININ KIZININ AÇIK GEZMESİNDEN DE HESABA ÇEKİLECEKSİN TOPLUMUN BOZULMASIN SEBEBİ KADINLARIN BOZULMASIDIR TOPLUMU DÜZELTMEK TESETTÜRLE BAŞLAR

Saliha kadının asıl görevi çocuklarını Müslüman olarak yetiştirmektir Erkeğin görevi ise ailesinin geçimini temin etmektir